Kayıtlar

Ait olmamaya ait olmak!

Size bir hikaye anlatmak isterim.. Ben de hikaye çoğalmış.. Hikaye biriktirdiğime göre yaş almışım azıcık haha bazen hala 5 yaş saflığıyla dolansam da hamur değişmiyor sanırım naparsan yap...
Geleneksel öğretiler de hocaların isimleri verilmezmiş çünkü eğer senin bir hatan varsa hocandan bilinmemesi için.. sistemi koruyan bence gayette mantıklı bir yöntem. Yine  uzaklardayım...Konu derin, öğreti derin.. çok heyecanlıyım ama bir yandan korkuyorum. Hatta öyle ki eğitim de bir ara oluyor gidiyorum bir kahve alıyorum ve geri geldiğimde o da ne alt kapı tamamen kapalı. Az önce dışarı çıktığımı gören arkadaşlarımdan eser yok. Beni dışarıda bıraktılar olamazzzzz!!!! (Belki de kendini bıraktıran benim bilinç altı öyle güçlüdür ki ) Düşünsenize herkes girmiş eğitim aradan sonra devam etmeye başlamış ben dışarda düdük gibi bekliyorum. Apartmanın tüm zillerine basıyorum kalbim gümgüm. Hocanın adıyla bas bas bağırıyorum pencereye doğru... yok duyan bir allahın kulu yok. Sonra türk aklı işte yerde…

Dokunmak kalbe giden en kısa yol!

Neşe içinde bir bilinmeyene doğru, hiç tanımadığım insanlara doğru, hiç tanımadığım ama metini çok duyduğum son contemporain zen ve tantrik masterlardan benim için en iyisine  doğru ilerliyorum. Paris’teyim.. yıllardır kullanmadığım dil kendiliğinden dökülüveriyor, canlanıyor hiç ummadığım halde...Eski parisien bir kapı açılıyor birkaç kez zile basınca. Kapı büyük bir bahçeye açılıyor. Sağlı sollu dükkan havasında cam kapılar var. Duvarlarda resimler, posterler... Tanıdık bir hava. Derken bir minik bir tiyatro salonuna geliyorum yerler ahşap. Dame de Sion daki Grande Salle’ımızı hatırlatıyor bana o koku aynı koku... sanatın tozuyla, tiyatroyla, ahşabın esansı demek o kokuyu doğuran. Koku beni anılara götürüyor birkaç saniye ve içimde tatlı bir nostalji rüzgarı demleniyor. Ayakkabıları dışarıda bırakıp içeri giriyoruz. Kendime bir yer seçiyorum. Oturuyorum. O hala yok. Heyecanım dorukta. İçeride kısık sesle değil bayağı eğlenceli bir tonda sağ sol yanımda oturan fransızlarla tanışıyoru…

Sedef mi gluten mi?

Bu postumu sedefe adıyorum. Doğumdan sonra yani yaklaşık 5 yıldır benimle.
Gitmediğim doktor, sürmediğim yağ karışım kalmadı herşeyi denedim. Şu an psoriasis free değilim ama sadece 3 haftadır gluten-free yim ve sadece yoğurt,haftada 3 yağsız et, taze sebze yiyorum meyve ve kuruyemiş yok. Sedef dizlerimde ve dirseklerimde var. Ve şu 3 haftada dirseklerim nerdeyse temiz. Doktorlar yemekle alakası olmasığını istediği kadar söylesin ve kortizonla baskılamaya devam etsin bundan sonra kesinlikle biliyorum ki gluten ve şeker sedefin baş düşmanı.
Yoga hocasıyım diye belki bana şöyle geliyorlar sedefin hangi psikomatik rahatsızlık nedeniyle oluştuğunu ruhsal kökenini biliyor musunuz vs..:) arkadaşlar siz bedeni çöp öğütme gibi kullanırsanız  istemediği besini gözgöre göre içeri atarsanız istediğiniz kadar ruhsal araştırma yapın birşey madde bedene nüfuz ettikten sonra bedensel arınma şart. Şu an sonuçlarını da gördüğüm için motivasyonum yüksek. İtalya’ya gittiğimde makarna, Paris’te croissant…

Kanatları açmak!

Yakın etrafımdakiler bazen diyor ki neden hala eğitim alıyorsun nedir bu hal? Nasıl anlatayım ki onlara gezegenlerimden mi başlayayım? Astroloji ve özellikle natal harita bence insanın kendini tanıması için ve birçok neden böyleyim sorusunun cevabına ışık olması için elzem.
İyi bir astrolog rastgeldim mi asla kaçırmam. Hindistan’a yolun düşerse hele mutlaka iyi bir jyotish okuma yaptırmalı insan:) Detaylara girmesek bile zaten burcum koç, yükselenim akrep, pluto yerleşimlerim vs sürekli bilinmeyeni, gizemi, ölüm-doğum döngüsünü araştırma, yıkılıp yeniden inşa veriyor bana. Yani anlatması zor ama bir sürü şey yıkılıyor ben de üstüne inşa olmak yerine. Daha şurda yeni yerine oturttum anne olma ve özgürlük dengemi.. Gitmeliyim hep gitmeliyim ve bu özgürlük eğitmen seçtiğim kişilerle de aramda bir denge içinde olmalı. Birtek kişiye bağlanmak özgürlük için girdiğimiz bir yolda bize ancak yeni bir pranga takmaz mı? Yeni kucaklaşmalar hep olmalı. Fanatiklik iyi birşey değil kanımca ilerlemem…

Guru’nun sihirli elleri!!!

Resim
Grubumuzla yoga ve ayurveda inzivamızın son günüydü. Tatlı bir rehavet çöktü üstüme aynı zamanda da geri dönecek olmanın hüznü. Grup otelde dinlenirken erkenden aldım soluğu Kalari aşramda.. Sabah pratiğinde Hikmet ve son anda merakı kabaran (bu kız nerelere gidiyor yine :) diye)Canım kocam da benimleydi. Özel ders için söz aldım bir önceki gün Guru Hanumandas’tan 🤞🌼 Pratik son derece keyifliydi. Terden önümü görmez halde bitkin ama mutluluktan havalara uçacak hafiflikte👀🎈. Aynı seriyi defalarca toprak zeminde yere yığılana dek çalıştık. Bir ara özel ders nasılsa rahatlığıyla hocaya susadım ölücem susuzluktan dedim. İzin vermedi:( Kalari sırasında beden o kadar ısınıyor ki tekrar normal ısıya dönmeden su içilmezmiş. Tanrım dışarısı zaten 40 derece nasıl dönecek ki derken bazı nefes teknikleriyle beni rahatlattı. Bir damla bile su içemedim onca şirinlik numaralarıma rağmen..Tam döneriz derken bir baktım uzaktan ormanın içinde kendi yetiştirdiği şifalı bitkileri sopasıyla tek tek de…

Senin Masalın!

Resim
Herkesin bir hikayesi vardır... Her anlattığında değişir aslında o hikayeler..
Gerçek tam da bu noktada çok tartışmaya açık ve göreceli hale gelir. O anda ne yaşıyorsanız gerçekliğiniz olur. Bir de masallar vardır gerçek olamayacak kadar büyülü... Onları anlatırken değiştirme ve abartma ihtimali çok daha fazladır. Ama masalların kabı geniştir ve hertürlü algı çılgınlığına yer vardır orda:) Ben herkesin bir masalı olsun isterim... işte sırf bu yüzden onca yolu gitmeye ve peşimde kendim gibi masallarını arayan insanları Hindistan’a sürüklemeye başladım...
Yoga’ya dair pekçok bilginiz olabilir...Meyveler istediği kadar lezzetli olsun bazı insanlar ağacı görmek ister. Köklere dokunmak ister. Köklerin havasını solumak... Ah bir kere soludunuz mu o havayı yürek bir çırpıda uçup yeniden yeniden gitmek ister.
Geçen yolculuğumuzda bulmam ve bağlantı kurmam başlı başına bir hikaye olan harika bir Kalari Ashramına gitmek nasip oldu. Benim için o yolculuğun yıldızıydı bu ashram. Ve sanırım herkes…

Anneliğe doğmak!

Çoço kuşu diye diye kızımı gerçekten kuş yaptım galiba:) hihihi
Ağzını gaga gibi açıp tavuk gibi yerleri öpüyor şu günlerde..,
Hele bağıra çağıra söylenmiyor mu bayılıyorum! O bağırıyor ben bağırıyorum bir güzel anlaşıyoruz biz :)konuşmanın dışında kalanların başı şişiyor sanırım ama kimin umrunda? İnsan aşık olunca umursar mı böyle şeyleri elalem ne derleri? Sokak ortasında öpüştüğümüz kaldırımlarda oturduğumuz, kalbimizin tek bir odağa pırpır ettiği anlarda daha önemli ne olabilir ki? Bir annenin kızına olan aşkı aşktan başka nasıl tanımlanabilir ki? Gece uyandığında olsun kokusunu içime çekerim deyip burnumu saçlarına gömdüğüm sabah uyandığında ilk beni görsün diye heyecanlandığım bir çoço kuşu o! Annesinin aşkı surya'sı, surişikosu, tatlı boncuğu, ve daha neler neleri!
Bir kadın anne doğmazmış anneliğe doğarmış bebeğini kucağına aldığında ne kadar doğru!
Geçenlerde kendisi de yeni anneliğe doğmuş biri olarak çok güzel birşey söyledi bana sevdiğim bir arkadaşım.. Tam da konuşuy…