Kanatları açmak!

Yakın etrafımdakiler bazen diyor ki neden hala eğitim alıyorsun nedir bu hal? Nasıl anlatayım ki onlara gezegenlerimden mi başlayayım? Astroloji ve özellikle natal harita bence insanın kendini tanıması için ve birçok neden böyleyim sorusunun cevabına ışık olması için elzem.
İyi bir astrolog rastgeldim mi asla kaçırmam. Hindistan’a yolun düşerse hele mutlaka iyi bir jyotish okuma yaptırmalı insan:) Detaylara girmesek bile zaten burcum koç, yükselenim akrep, pluto yerleşimlerim vs sürekli bilinmeyeni, gizemi, ölüm-doğum döngüsünü araştırma, yıkılıp yeniden inşa veriyor bana. Yani anlatması zor ama bir sürü şey yıkılıyor ben de üstüne inşa olmak yerine. Daha şurda yeni yerine oturttum anne olma ve özgürlük dengemi.. Gitmeliyim hep gitmeliyim ve bu özgürlük eğitmen seçtiğim kişilerle de aramda bir denge içinde olmalı. Birtek kişiye bağlanmak özgürlük için girdiğimiz bir yolda bize ancak yeni bir pranga takmaz mı? Yeni kucaklaşmalar hep olmalı. Fanatiklik iyi birşey değil kanımca ilerlememizi engeller, kısıtlar. Ama iyi de seçmeli ve sağduyulu olmalı. Yakında yine yanına gideceğim dağlara inzivaya son 1 yıldır takip ettiğim harika bir yol göstericim var. Her boşlukta yanında buluyorum kendimi uzaklarda.. artık asana, nefes, yoga pratikleri verilen eğitimler beni içine almıyor. Uzakları da seviyorum. O’nu takip edenler arasında 10-15 yılı devirenler var... Neden böyle bilmiyorum böyle olabileceğimi sanmam.. Ama şu an için hala ondan alacaklarım var. Bir karşılaşmamızda anlattığı güzel bir hikaye var... anlatmak isterim..
Bir zamanlar çok güzel uçan rengarenk kuyruğuyla ahenkle bulutların arasında süzülen bir kuş varmış. Sonra aynı cins başka güzel bir kuş ona aşık olmuş. İkisi birlikte süzülmeye, güneşi karşılamaya, kırlarda döne döne oynamaya, şarkılar söylemeye başlamışlar. Tantra’da dendiği haliyle aşka düşmüşler. Günlerden birgün aşıklardan biri diğerine senin şu kanatlarının ucunu azıcık keselim mi demiş.!.Diğeri önce afallamış şaşırmış ama aşktan öyle gözü hiçbirşeyi görmezmiş ki ne dese tamam demek istemiş. Aradan biraz zaman geçmiş, bu sefer bizimki diğerine şeyyy senin şu kanadının ucunu azıcık alalım mı demeye başlamış. Ve bu böyle sürerken minik minik birbirlerine izin verirken gün gelmiş ikisi de uçamaz olmuş. Yolunmuş tavuğa dönmüşler. Birbirlerini etkiledikleri onları aşka düşüren gökyüzünde süzülen kanatlarından eser kalmamış. Arkalarını dönüp birbirlerinden uzaklaşmışlar:)
Çok basit bir hikaye ama hepimizin günlük hayatta eş- çocuk ve hatta arkadaş ilişkilerimizde yaşadığımız bir durum değil mi? Karşımızdakini o en özgür, doğal haliyle severiz sonra başlarız tırnaklarımızı geçirmeye ve eğer karşımızdaki boyun eğiyorsa onu kendi istediğimizi sandığımız ama aslında hiç de sevemeyeceğimiz bir halde kendi korkularımızla siyaha boyarız. Bazen de bu karşılıklı olur. Karşılıklı hesaplamalarla ödün veririz kendimizden ve ne cüretle ki vermesini isteriz.
Aşk, sevgi doğal dansını, salınımını , kokusunu kaybeder. Karşımızdakilerin kendi renkleriyle var olma özgürlüğüne dokunmasak hep o titreşim, kıvılcım içimizde yaşar oysaki. Yani bizim için de en güzeli bu değil mi?
Kanatlarınızı kapadınız belki, belki azıcık ucundan feragat ettiniz ama uyandığınız an açın onları yeniden! Var gücünüzle çırpın. Bulutlar hala orada, gökyüzü hala engin ve sizin!

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sedef mi gluten mi?

Senin Masalın!

Guru’nun sihirli elleri!!!