12 Mayıs 2013 Pazar

İlk anneler günü!


 Bu benim ilk anneler günüm! Canımın canı iyi ki gelmiş iyi ki bizi seçmiş!
Seni herseyden çok ama çok seviyorum minik şirinem! Mademoiselle Suryam! Biraz daha büyüyüp bana sarılıp anneler günüm için yanağıma konduracağın öpücükleri sabırsızlıkla bekliyorum! Seneye inşallah:)
Gördüğüm her kız çocuğunda seni görüyorum acaba böyle mi olacak? Acaba o da böyle mi yapacak diye? Tuhaf bir aşk bu anlatması zor!belki birgün okursun annenin en güzel hediyesinin sen bilesin!:))

8 Nisan 2013 Pazartesi

Anneliğe doğmak!

Çoço kuşu diye diye kızımı gerçekten kuş yaptım galiba:) hihihi
Ağzını gaga gibi açıp tavuk gibi yerleri öpüyor şu günlerde..,
Hele bağıra çağıra söylenmiyor mu bayılıyorum! O bağırıyor ben bağırıyorum bir güzel anlaşıyoruz biz :)konuşmanın dışında kalanların başı şişiyor sanırım ama kimin umrunda? İnsan aşık olunca umursar mı böyle şeyleri elalem ne derleri? Sokak ortasında öpüştüğümüz kaldırımlarda oturduğumuz, kalbimizin tek bir odağa pırpır ettiği anlarda daha önemli ne olabilir ki? Bir annenin kızına olan aşkı aşktan başka nasıl tanımlanabilir ki? Gece uyandığında olsun kokusunu içime çekerim deyip burnumu saçlarına gömdüğüm sabah uyandığında ilk beni görsün diye heyecanlandığım bir çoço kuşu o! Annesinin aşkı surya'sı, surişikosu, tatlı boncuğu, ve daha neler neleri!
Bir kadın anne doğmazmış anneliğe doğarmış bebeğini kucağına aldığında ne kadar doğru!
Geçenlerde kendisi de yeni anneliğe doğmuş biri olarak çok güzel birşey söyledi bana sevdiğim bir arkadaşım.. Tam da konuşuyorduk herşey harika çocuğuma bayılıyorum ama ben ben değilim artık! Çok değiştim, eskiden ne bileyim çantam sırtımda istediğim yere giderdim, kâh balığa kâh değişik kıtalarda yoga kurslarına kâh tatile...önce kendimi düşünürdüm hani herseyden önemliydim... Ne oldu bana ? Bir rahattım, yarını düşünmezdim, dert edinmez kimseye derinden üzülmezdim...ne zaman bölündüm? Ne zaman gelecek planlı oldu? Planlanmadığını hele ki bebekle göre göre buna inat edildi...??
Şöyle dedi bana basit ama doğru! " bir daha hiç eski sen olmayacaksın onu aramayı bırak artık bu yeni bir yol!"
Sanırım her anne benzer ikilemlerden geçiyor ben ki yavruma tapıyorum yine de bazen karamsar bulurdum kendimi.., ben kimim napıyorum şu an? Şu an ben başka şeyler yapıyor olabilirdim diye...
O ne kadar zorlanıyorsa her bir adımda katı gıdaya geçişte, oturmakta, yabancılara uyum sağlamakta ve daha nice bize göre basit şeyi deneyimlerken... Biz de zorlanabiliriz elbet annelerimize atalarımıza göre basit gelen annelik yolundaki şeyleri deneyimlerken... Biz de emekleyeceğiz elbet bebeklerimizle beraber!
Seviyorum seni melek kızım seninle her yol en güzel yol! Yunus emre' nin dediği gibi "Bir ben var ben de benden içeri"  işte o seninle dünyaya geldi!

25 Mart 2013 Pazartesi

Pune'dan mektup var!

Nerde kalmıştım hah mektup diyordum yazamadım Suriş'le gün geçiveriyor bazen yakalayamıyorum:)
İstanbul'a döner dönmez oturdum bilgisayarın başına dedim çok sevgili Iyengar'a bir mektup yazacağım ve ona durumu anlatacağım. Aaaa bir baktım ona ait hiçbir mail info bulamıyorum ama Pune daki enstitunun mektup adresi var! Şimdiki aklım olsa böyle bişi yapmazdım ama o zaman daha bir duygusalım galiba hevesim kırılmış vs. Dedim ki " siz ki bu kadar emek vermiş ve ıyengar sistemini  kurmuşsunuz ama ne yazık ki yetiştirdiğiniz eğitmenler sizin kadar titiz değiller! Dünyanın bir ucundan gelen bir öğrenciyi  uçak rötar yapıp geç kaldığı için taaa 2 ay önceden parasını ödeyip kayıt olduğu bir kursa almayıp geri çeviriyorlar onlar sizin kadar özverili değil! Ben İstanbul' da bir öğrencinin kapıdan gönderildiğini görmedim ne yapıp edip bir yer bulunur." Sizden ricam en azından beni kendi sınıfınıza almanız!" ...... Hayalkırıklığımı anlatan uzuuun bir mektup...
Iyengar'ın öğrenci kabul etme şartlarının ne denli zor olduğunu biliyorum.. Dedim bari şansımı deneyeyim! Aradan tam iki ay geçti ben artık umudu kesmişim..arada bir postayı yoklasam da tık yok. Derken bir baktım üzerinde anlamadığım sanskritçe mühürler olan ve zarf açıldığında aynı zarfın mektuba dönüştüğü o mektup! Heyecandan kalbim gümbür gümbür!
Diyor ki Sevgili Iyengar,
" Başına gelen için bana kızma, o okulla bir bağlantım yok konudan haberim de yok. Bn şu an çok yaşlıyım sadece kendi pratiğimi yapıyorum ders vermiyorum pek ama istersen kızımın  ya da oğlumun sınıflarına gelebilirsin..eğer sana paranı geri vermedilerse söyle o zaman onlarla konuşacağım."
Ve defalarca onun bu durumla alakası olmadığını ona kızmamamı yazmış... Bu cevabı aldıktan sonra öyle üzüldüm ve utandım ki inandığı yogaya bu kadar emek vermiş büyükdedem yaşındaki bu insanı suçlamış gibi oldum aslında ben onu suçlamamıştım hiç ama o öyle algıladı... paramı elbette ki geri almıştım ki bu umrumda bile değildi ki benim... Oysa o para kısmına çok takılmıştı nedense.. Binlerce insanın saygı duyduğu ayaklarına eğildiği bu adam sadece cevap atmaya zaman ve niyet ayırdığı için bile beni öyle büyülemişti ve mutlu etmişti ki tüm hayalkırıklığım silindi gitti.. İçten ve saflıkla yazılmış cevabından sonra bu kadar insanı peşinden sürükleyen, insanların günlerce kapısında yattığı ve bazen içeri kabul edilmediği bu tatlı sert yogi hayalkırıklığımı anladı ve ruhumu yumuşattı. Bir kez daha anladım onun neden farklı olduğunu. Bazen en sert görünen insanlar bile beklemediğiniz çocuksu bir yumuşaklıkla size geri dönebilir!
Bu olaydan geriye hiçbir kızgınlık ya da hayalkırıklığı kalmadı ben de ama öyle güzel bir mektup kaldı ki başucumda saklarım onu ben!

" All may be able to do yoga but only one in a million is fit to be called a Yogi." B.K.S Iyengar

23 Mart 2013 Cumartesi

Bir mektup ki başucumda saklarım onu ben...

Geçenlerde bir arkadaşımla Hindistan hakkında konuşurken aklıma geldi bundan 4 yıl önce
Hindistan'da yaşadığım o zamanlar çok önemli gelen bugünlerde beni gülümseten bir anı! Gülüştük geçtik..paylaşmak istedim... Binbir heyecanla uçaktan inip 4-5 saatlik bir araba yolculuğuyla Rişikeş'e vardık tatlı yol arkadaşımla. İkimiz de katılacağımız yoga kursunun heyecanıyla ashramın kapısından girer girmez eğitimle ilgili sorular sormaya başladık. Bizi karşılayan amca ise hiç heyecanlı değil üstelik bize kızgın gibiydi. Dedi ki siz geç kaldınız tam 2 saat ben de yerinize başkalarını aldım.size yer kalmadı!......!! Sessizlik ve şok! Neeeee nasıl yani? Biz taaa istanbuldan geliyoruz kardeş uçak bu rötar yapar, Hindistan yolları bu gaza basıp gelemiyorsun ki? Sanki yandaki Cafe'de oyalanıp gelmiş iki afacan öğrenci muamelesi gerçekten o gün bizi hem şok etti hem de çok üzdü.. Nasıl olur nasıl yer olamaz derken nihayet eğitmenle konuşma fırsatımız oldu.. Ben onu ikna edeceğimizden gayet emindim.. Benim için önemli idol sayılabilecek biriydi üstelik yoga eğitmeniydi elbet bir esneklik gösterirdi.. Ama öyle olmadı... Ne dediysek fayda etmedi sınıf ağzına kadar doluydu.. Peki dedik biz de Türk aklıyla:) o zaman kapıyı açık bırakın biz matimizi kapının önüne koyalım oradan dinleyelim sizi! Pek şaşırdı anlayamadı bile böyle birşeyi olmaz dedi cevabı netti..ama ben anlamak istemiyordum bu olamazdı ben işimi gücümü çok şeyi bırakıp gelmiştim.. Tekrar deneyecektik elbet..kapıdaki adama odamızı sorduk. O aylar önce ayırttığımız wc si içinde olan oda... Aaa dedi oda yok ben o odayı da verdim... 2 saat geç kaldığımız için silinmiştik biz yoktuk olmamalıydık sanki orada... Israrlarımız üzerine bizi odamıza götürdü... Kapıyı çaldı içerde sanırım Alman bir adamcağız uyuyordu adama birşeyler söyledi ve bize içeriyi işaret etti.. Adam hiçbirşey olmamış gibi eşyasız valizsiz odayı terketti.. Sanki hiç orada olmamıştı.. Ondan kalan tek iz yatağın ortasında top haline gelmiş yorgandı.. Şiltesiz, yastıksız yatağın ortasındaki sararmış yorgana bakakaldık... Tuvaletimiz var neyseki diye sevinecekken tam duşu bile olmayan ışığı yanmayan tuvaletteki paslı lavaboya baktık eyvah dedik çekeceğimiz var bizim burada:) valizleri atıp dolaşmaya akşam tekrar hocayla karşılaşmadan evvel etrafa bakmaya karar verdik.rengarenk dükkanları, pazarı görünce hemen kızsal alışverişlere daldık neşelendik... Karnımız acıkmaya başlayınca da ashramın yolunu tuttuk yine. Kapıdaki adam uyarmıştı yemeğe sakın geç kalmayın diye.. Mimlenmiştik bir kere biz hep geç kalırdık ya:( hayatımda içtiğim en lezzetli mercimek çorbasını içtiğimi hatırlıyorum yemekhane tepsisinde gelen bol körili enfes bir yemek! Hocayı kaçırmamak için acele ediyorduk.. Sabah akşam kapısında yalvardık yakardık olmadı olamadı... Biz de sonunda vazgeçtik herşey de bir hayır vardık dedik... Sonra ver elini haridwar  tren istasyonu.. Tren saati ancak denk geldiği için biz iki kız gecenin 4 ünde toplam 40 kilo bavullarımızla sürüye sürüye gidiyoruz.. Bir sürü yaşlı adam etrafımızda birşeyler söylüyor yaklaşmaya çalışıyor korkudan gıkımız çıkmıyor derken o zayıf mı zayıf başında katkat yaptığı eşarbıyla geliyor.. İki bavulu da tuttuğu gibi kafasının üzerine alıyor... Allahım zürafadan bile ince bir boynu var üzerinde 40 kg... Şok geçiriyoruz bizim için bavulları taşıyor... 1 saat kadar sonra trenimiz geliyor.. Arkadaşımı cam kenarına oturtuyorum yaşı benden daha küçük olduğu için bir nevi ablalık içgüdüsüyle.. Yanıma tanımadığım Hintli bir adamcağız oturuyor.. Üstü başı gerçekten kötü.. Hintlileri seviyorum o yüzden buradayım ama yine de Türk kafası işte acaba burada paramı çalarlar mı bu adama değmeden nasıl uyuyabilirim? Uyusam tehlikeli mi gibi düşüncelerle boğuşurken Sera' ya takılıyor gözüm mışıl mışıl çoktan başka diyarlarda... Gözkapaklarım ağırlaşıyor, çaprazımdaki adam tuhaf bir tost yiyor açım...
Gözlerimi açıyorum 3 saat önce değmek bile istemediğim adamcağızla koyun koyuna yatıvermişim bir de utanmadan başımı omzuna bir rahat koymuşum ki uyanmış ama bana bişi diyememiş...
Trenden iniyoruz ve anlatmakla bitmez Hindistan yaşanır başka zaman anlatacağım konudan çok saptım esas konudan diyorum eğitim meselesi... O çok özendiğim ıyengar kursu... İstanbul'a dönünce bir mektup yazıyorum kime mi? Onu da yarın anlatayım!

5 Şubat 2013 Salı

Dersler yeniden....

Bebek buyutmek sahane AMA malum neredeyse 6 ay oluyor yavas yavas Ise guce donme zamani..yoksa gercekten icime kapanicam...obsesif bir Anne olmak istemiyorum...
Gecenlerde sevgili Bora hoca bize ugramisti dedi ki gel birgun bizde Ders ver...once bilemedim bebisi ne yaparim falan..sonra dedim neden olmasin merkezimi acana kadar bana da iyi gelir cunku sanirim eylulu bulacak benim hazirliklar..simdiden eski ogrencilerden sevinip gelmek isteyenler var...ozlendildigini bilmek cok guzel ki Ben de onlari cok ozledim...anneanne tamam dedigi surece Ben her persembe 20:00 da HARIOM dayim...Prana flow energetic vinyasa derslerimi ozleyen ya da merak eden herkesi beklerim!
Duruslarda hizayi prananin 5 ruzgariyla Prana, apana, vyana, samana ve udana vayu ile deneyimledigimiz Shiva' nin yaraticiliyla Krishnamacharya'nin kramalari ve bilgeligini birlestiren cok keyifli bir sistem! Mandala namaskar, bumi namaskar jala namaskar Agni namaskar hridaya namaskar gibi VE daha bir cok chakralari ve elementleri onurlandiran aktive eden keyifli seriler var...
Ben hem guclu ve esnek vinyasa akislarini hem de icinde ruh olan ruha dair kendine dair kesfe dair dokunuslar olan bir Ders deneyimlemek isteyen herkesi beklerim...sevgiyle heyecanla...

Mehveş Ozel Ebussuutoglu

17 Aralık 2012 Pazartesi

Özlemişimmm....:)

Bu resim eski Yoga Pacific'te çekilmişti... Eski resimlere bakarken içimi bir özlem kapladı...Orası gerçekten de enerjisini çok sevdiğim biryerdi..Arkamdaki defne ağaçları önlerinde oturup meditasyon yapmak için yaratılmışlardı sanki..Şimdi yeni bir yer bulma zamanı..yavaş yavaş bakınmaya başladım..Minik hanıma Suryama sadece kendim bakmak istediğim için zaman bulamadım şu ana kadar..bu bir süre daha devam edecek ve sonra yeniden yeni bir yerde derslere devam:)Sabirsızlıkla bekliyorum...


Bir ara Asos ikinci evimiz gibiydi...her fırsatta kaçardık..Ne çok eğlenirdik..özlemişimm..
Balık tutma maceralarımız...çok ustaymış gibi tam takım dalgıç kıyafetlerimiz ve zıpkınlarla ortalarda dolaşmamızı..Ama bir balık bile vuramadan dönüşlerimizi..Sinan bir kere  bir karagöz vurmuştu da  kıskançlıktan kudurmuştum o vurdu ben yapamadım diye hehee ...Kardeş payı yapıp yedik biz de..








Burada tekne satılmadan önce..ele geçirmişim hehe kaçınnnnnnnn!!!










Göründüğü gibi bayağı bir hamileyim...Tatilimden geri kalmam demişim..Nefes nefese Bodrum'da keyifte:)En çok da Bodrum'u ve denize girmeyi özledim...
Benim Asssslannn oğlum!!Surya geldiğinden beri evden uzakta..Biraz fazla heyecanlı olduğu için şimdilik onları tanıştırmak istemedik..Ama az kaldı oğlum da gelecek yakında..Çok özledimm çoook...









Dünyanın en nazlı erkek kedisi..Tobişikom o benim..şimdiler de o da evden uzakta..Benim canım oğlummm, obur bebişimmm!









2 Aralık 2012 Pazar

Doğamız sabırmış bir zamanlar...

Yere serdiğim matın üzerinde yüzükoyun yatırdığım küçücük bir adım ilerlemeye çalışan kızıma bakıyorum. Çabalıyor da çabalıyor..İlk başlarda ağlardı şimdi yerini ufak çığlıklara bıraktı ara ara gülücüklerle eşlik ettiği.O küçücük bir itiş ilerleme onun için o kadar önemli bir o kadar da zor...Minnacık ayaklarıyla yeri itiyor itiyor ama göbeğinin üzerinde olduğu yerde yüzüyor sanki..Yine de yılmıyor nefes nefese kalana kadar çabalıyor..Bense sabırsız ne zaman göreceğim o adımı diye içim acıyarak ona bakıyorum. Çoraplarını çıkarıyorum ki zemini hissetsin ayakları kaymasın...Henüz 3 aylık bedeniyle ve ruhuyla gayet sabırlı ve azimli...Nasıl oluyor bu çok garibime gidiyor..Biz insanoğlu böylesine yavaş ilerleyen yerden yavaş yavaş yükselen bir doğayla yaratılmışken böylesine sabırla donatılmışken özümüzde, merak ediyorum zincir nerede kırılıyor?Ne zaman kaybettik özümüzdeki yavaşlığı, sabrı?


Doğadaki hemen hemen tüm hayvanlar doğar doğmaz ayaklanıyor...Aslanlar, zebralar ne titrek bacaklarıyla yürüyor hemen...ne bileyim kaplumbağalar birkoşu denize yüzüyor...Doğa acımasız hayvanlarda yavaşlığa yer yok..Onlar hemen çevik olmak zorunda belki...Hemen öğrenmek zorunda..Oysa insan ne kadar farklı..Önce emekle, sonra sırala sonra adımlar...İnsan doğada yaşarken de evrimi bu kadar yavaşmıydı acaba?
Herşeye acele ediyoruz...Yavaş olmayı şimdiyi seven ben bile kızım doğduğundan beri bir an önce büyüsün bir an önce konuşsun hep bir bir an önce ile şimdiyi kaçırmaya başlamışım ki evren bana ciddi bir geri bildirimle gösterdi bunu..Bunun ne olduğunu şu an paylaşmak istemiyorum ama bir kez daha emin oldum ki ağzımızdan çıkan her söz gerçek olma potansiyeli taşıyor..Bazen farkında olmadan belli sözleri çok tekrarlıyoruz adeta mantramız haline geliyor ki..Bunu sürekli eko olarak duyan evren bu isteğimizi hemen bize geri veriyor.Sadece ne yazık ki bu bazen negatif bir cümle alışkanlığı olabiliyor...

Son günlerde çok duyduğum bir 21 aralık kaosu var..DÜnyanın sonuyla ilgili zaten duymayan yoktur..Duymayı bırakın İzmir de yok enerjisi yüksek bir yer diye otellerde yer ayıranlardan tutun da evde yiyecek depolayanlara..Korkudan uyuyamayanlar, nereye kaçsam diye plan yapanlar... Bana öyle geliyor ki o gün eğer bir kıyamet ya da kaos yaşanacaksa toplu korku enerjisinden olacak en sonunda..Herkes bir yerlere kaçışmaya çalışırken, sinirler altüst olmuşken...
21 Aralık gerçekten de önemli bir dönüm noktası olabilir dünyadaki hızlı değişimler adına ki bu çağ bence 21 aralığı beklemeden başladı bile...Kullandığımız kelimelere, düşüncelerimize, hayallerimize gerçekten dikkat etme zamanı..Çok şeffaf zamanlar yaşıyoruz geribildirim ve enerji anlamında..Ve yine farkettiğim mesajlar çifter çifter geliyor adeta bir teyid var en azından benim hayatımda...Bence nereye kaçsak ne yapsak demeden önce telaşla etrafa saldırmadan önce doğamıza geri dönelim, o bebeklik günlerimizdeki gibi..Sabırla, anda kalarak, geleceğe endişe ile bakmadan..Şimdiyi en güzel şekilde yaşayarak..O zaman ister 21 aralık olsun ister dünyanın son günü..Tüm insanlık aynı vibrasyonla aynı umutla, huzurla şimdiyi yakalayabilirse tarih bile yeniden yazılmaz mı?Sonsuz olasılıklar denizinde, şu kuantum evrende her an yeni bir olasılık varken, olumsuz olanı seçmek niye?

Ben kendi adıma yeni öğretmenim minik kızıma her gün şükrediyorum..Ne mutlu bana, her daim yanımızda olan harika kocama..Sizi seviyorum, mutluyum, elbette artılar gibi eksiler de var hayatımızda... hayat dengeyi veriyor bir şekilde...
Om mani padme hum!