29 Aralık 2010 Çarşamba

Yoga mı spor mu?Bir karar verilse artık!

Ben mi insanları anlamıyorum?İnsanlar mı yogayı anlamıyor? Ben yogayla tanıştığımda ki 20 yaşındaydım aman da bir gidip ter atayım, sporumu da yapmış olurum diye düşünmedim hiç...Her ders, her bir asana kutsaldı..Soyutlandığım başka bir diyara geçtiğim, geri döndüğümde ise yenilendiğim anlardı... Bilmiyorum bir ruhu vardı, ruhuma can katan bir esintisi...Şimdilerde herkes yogacı maşallah!Hayır en doğrusunu ben bilirim havalarında değilim.Yoga öyle derindir ki herkesin bir alacağı, bulacağı vardır içinde biliyorum...Yine de hayal kırıklığı...Bir sürü telefon ve insan profiliyle karşılaşıyorum...İstedikleri spor yapmak ama onların...Mümkünse çokça terlesinler.Hıh tamam zayıflıyoruz desinler..Mümkünse ertesi gün heryerleri ağrısın...Ağrısın ki ne hammışım ama şimdi kaslarım o taptığım kaslarım çalıştı desinler... Hata nerede? Yogayı bu kadar popüler ve merak edilesi bir medya oyununa çeviren ne? Üzülüyorum...Gerçekten üzücü...Her yıl eğitim için Shiva'nın yanına Amerika'ya gidiyorum.Onla çalışmak beni genişletiyor, heyecanlandırıyor...Yeni keşifler yeni kabullenişler getiriyor...Ama orda da gördüğüm, yoga ne yazık ki work out haline gelmiş:(Shiva, bunu çok iyi dengeliyor enteresan bir şekilde...İnsanlara istediklerini veriyor, terletiyor, yoruyor. Ama bunu öyle mükemmel bir dengeyle yapıyor ki..Aynı derste yüz kafadan, yüz farklı zihne ve kişiliğe akış yaptırmak üstelik de herkesin kendi seviyesini kendisine keşfettirerek yaptırmak gerçekten de büyük başarı. Public class'larında 100 kişiden az olmuyor zaten.Hepimiz sırtsırta, et ete kaynaşıyoruz Shiva'nın ritminde, nefesler ritm oluyor, ritmler prana...İnsanlar ne niyetle gelirse gelsin o yoganın ruhsallığını ve birlik duygusunu aktarıyor..Yine de kabul etmem gerekir ki sınırları zorluyor, zorlamayı seviyor..Ama yine de örneğin terlediğimizi gördüğünde "wauaw there is a big temple in your heart" dediğinde terlemenin benim için bir anlamı oluyor zayıflamanın çok ötesinde! Bunu öyle bir ihtirasla söylüyor ki yüreğim yanıyor aynı ihtirasla...Bilmiyorum yine de garip dengeler sözkonusu..Yoga şimdi belki de hiç olmadığı kadar popüler ama sanırım burada biz eğitmenlere büyük bir görev düşüyor. Öğrencilerin isteklerine boyun eğip Yoga'mızı bir work out haline dönüştürürsek eğer çok yakında eleştirdiğimiz yoga power kavramları da kalmayacak. Resmen iyice bedensel bir egzersize dönüşecek..Bu popülerliği pozitife çevirmek şimdi şu anda atlanmaması gereken hassas bir denge...Yoksa bundan bir 10 yıl sonra yoganın orijini hatırlanmayacak bile..Herşeyi yozlaştırdığımız gibi günümüz şehir dünyasında bunu da yozlaştırmayalım. Değişim ve ayak uydurma elbette Yoga'nın bir parçası ama bunun için O'nu değiştirmeyelim..Değişim biz de başlasın.En zor zamanlarımızda, en dengesiz anlarımızda, depresyonumuzda, mutluluğumuzda yanımızda olan bu değerli öğretiye sanırım bu kadarını borçluyuz.

7 Eylül 2010 Salı

2010 benim yılım olsun mu? Olsun!:)

Derslerin azaldığı ve dolayısıyla bol tatilli bir yazın ardından şimdi çalışma zamanı! Zaten ben anlamıştım bu kış beni birşeyler beklediğini, harıl harıl çalışacağımı...Hayat hep tatil olamaz ya:)
Yeni yerim için hazırlıklar başladı...ardından Amerika! Heyecan dorukta! Shiva'nın yanına gitmek beni bayağı heyecanlandırıyor doğrusu...Bakalım bu sefer beni neler bekliyor?
Bu arada evlendiğim için olsa gerek herkes meraklı gözlerle çocuk bekliyor benden, bizden.. Artık yaşım geçiyormuş falan filan...Durun yahu ben ne zaman büyüdüm? Hele ki bu kadar işin gücün altında bu yıl imkansız! Ama ilahi akış ne der bilemem tabi:) Çocuk ben de hep soru işareti bir konu olmuştur..Önce büyümem gerek..NAsıl olacaksa...Olur olur diyor annem, sen yap gerisi kolay...Bence hiç de kolay değil.Çevremde çocuk yapan arkadaşlarımı görüyorum hayatları çocuk olmuş durumda...Elbette onun da bir güzelliği var, anne olmadan anlamıyor belki de insan...Neyse ki Sinan beni anlıyor, gerçi ona kalsa hemen istiyor o...genç baba olmak istiyormuş..O da haklı ben de dedim ki 2 yıl sonra söz:)Bakalım neler olacak...Aaaa nerden takıldım ben bu konuya şimdi...içimden geçenler böyle şekillendi demek...
Bu arada http://www.gazetemen.com/ da haftanın bir günü serbset yoga hakkında yazılarım çıkıyor...Çok heyecanlı! Yeniden yazmak beni mutlu etti doğrusu... Her ne kadar ajans, reklam yazarlığı günlerime söylensem de yazmak benim için ayrı bir tutku!
www.gazetemen .com

2 Ağustos 2010 Pazartesi

yogapacific!yeni web sitem!

Çoooook heyecanlı!Nihayet yoga web sitem tamamlandı!Yani hala eksikler var tabi videolar, resimler...ama açıldı sonunda!Ne zormuş web sitesi yapmak mail üstüne mail, olmadı baştan..Ama bu sefer müşteri olmak keyifliydi doğrusu...Ben bu işleri hep ajans tarafında yapıp müşteri kaprisleri ve geri dönüşleriyle bunalırdım.Hehe:)Gerçi yazarlığını yine kendim yaptım doğal olarak ama işte elimden geldiğince kısa ve öz olmaya çalıştım bu site için..Asıl isteğim videoları ayarlayınca interaktif olabilmek..Şu anda anladım ki kimse internette uzun uzun yazılar okumak istemiyor kısa öz yazı ve görsellik istiyorlar haklılar da...Bakalım neler yapacağız...yakında tamamlanır umuyorum ki...
www.yogapacific.com adı gibi uğurlu gelsin, biraraya getirsin, huzurla, mutlulukla!
namaste

26 Nisan 2010 Pazartesi

acemi zipkinci!











Son bir yildir kendimle ilgili birsuru kesfim oldu..28 yas geride kaldi 29 a girildi...Acaba bu yuzden mi? Denir ki her 7 yilda bir insan bir ust chakra duzeyinde kesfe baslar..Bu durumda ben anahata yani kalp chakrasi seviyesindeyim onumuzdeki 7 yil...Evlenme yolunda son hazirliklari yaptigim su donem rastlanti olmasa gerek oyleyse... Sevgiyi, paylasmayi deneyimliyorum su gunlerde ama simdilerde daha sakin daha paylasimci daha yumusak bir sekilde..Eski hircinliklarim kiskancliklarim daha bir torpulenmis.. Belki de dogru zaman ve dogru kisinin gelmesi gerekiyordu hepsi bu... Sevgilim...iyi ki geldin...ve iyi ki simdi geldin...




Cok ilginctir ki onun balik tutkusu beni de sarmaladi...hic bilmezdim bu kadar keyifli oldugunu bu isin...Simdilerde biraz daha cilgin bir boyuta tasidik bu ortak keyfi.. Sevgili bir geldi elinde dalgic kiyafetleri ve zipkinlar!!!!Wauwwwwww...hemen Asosa dogru yola cikildi... Asos son derece bakir ve sakin biryer...ozellikle de zipkinciliga yeni baslayanlar icin cok uygun cunku etrafta birilerinin olmasi tehlikeli olabilir..Gercekten de sakasi yok..Gerci nisan ortasinda bizden baska denize giren pek yoktu hele de canakkale tarafinda..Su cidden buzzzz gibi..Ama kiyafetlerle saatlerce suda kalmak mumkun hic usumeden..5mm olunca yetiyor haliyle:) Giyinmesi pek messakkatli biraz zaman aliyor dogrusu...Bir de batabilmek icin benim sahsen 6 kg agirlik takmam gerekiyor...ufff o kiyafetlerle bir de agirliklarla dalinacak kayaliga yurumek cidden bir is!Ama sonrasi herseye degiyor dogrusu..Birkere denizin altinda baska bir dunyaya daliyorsun adeta..Nefesimi gelistirmem gerek...Sabahlari pranayama (nefes uzatma calismalari)yapmaya basladik sevgiliyle gercekten de cok rahatlatti dalarken... Ilk gun zipkini elime alamadim bile...kendimi zor idare ediyorum aman da burnumda piercing varken kulak esitleme yapamiyorum gibi kizsal komikliklerle gecti...sevgili pat pat gidiyor...elde balik yok ama ogrenme durumlari...Suyun altinda saskin saskin gezinirken bir suru dusunce usustu kafama...Yoga ve ahimsa...zarar vermeme, oldurmeme kurali... Sana yakisiyor mu simdi bu yaptigin?Baska canliyi oldurup keyif mi alican yani? Sonra sakinledim...Suyun altinda katliam yapmak degil elbette amacimiz..Ot baliklari gibi zararsiz turleri vurmayacaktik elbette...Sadece yenilebilir olanlari..barbun..kefal...karagoz ne biliym onun gibi...Hem ben zaten balik yiyen bir kimseyim...kirmizi etle aram yok ama balik seviyorum ve yiyorum...sadece kendi yiyecegim baligi tutmak cok da zararli olmasa gerek...Vicdanim durtukluyor...Bir yandan da icimdeki avciyla yuzlesiyorum...Baligi beklemek, izlemek...Acayip keyif veriyor...Adrenalini kanimda hissedebiliyorum...Hepimizin genlerinde dogasinda var avcilik dogru ya! Ama deniz bu sakaya gelmez..Buyuk bir ciddiyetle ve saygiyla yaklasacaksin...Ondan oyle herseyi alip goturemezsin..Orta halli karagoz uclusunu izlerken aklimdan tekrar ediyorum sadece yiyecegin kadarini alabilirsin! Baliklar cok ilginc yaratiklar, tanidikca kesfediyorum acayip meraklilar...Bu koca sey de ne boyle diye gelip sana bakiyorlar merakla...zipkinimin ucunu dipteki bir tasa 3 kez carptiriyorum 3-5 merakli toplaniyor hemen...Hayir sizi vuramam selam size:)) Ozellikle taslik alanlarda, kaya diplerinde dolaniyorlar hele bir de soguk su akintisi varsa...




Denizin bir ruhu var bunu birkez daha anladim...Insana kendini savunmasiz hissettiren bir yani var ki bu bence iyi birsey cunku asiri guven de hirsi getiriyor bu tarz avlanmalarda...




Bu macerada henuz nisan alamadim istediim gibi herseyin bir zamani var...heyecanla bir sonraki geziyi bekliyorum..

15 Şubat 2010 Pazartesi

Boyumdan büyük hayallerim var!:)









Oldum olası vazgeçemediğim, küçüklüğümden beri çok sevdiğim ve hep yakınında olmak istediğim iki şey... Atlar ve deniz!Hatırlıyorum da daha
4-5 yaşımdayken anneme tuttururdum bana bir at alalım ben ona evde bakarım, yatağımda beraber uyuruz, yemeğimi bile paylaşırım diye..Bu tutturuklarım annemlerde başağrısı yapmaya başlayınca beni dedemin eline vermişlerdi..O da beni yarış atlarına götürmüştü(kendısı hep oynardı..)Ben dev gıbı atların ahırına girince öyle korkmuştum ki bir anda dilim tutuldu ve tutturmayı kestim..vazgeçtim...Taaa ki...
Birkaç yıl önce yeniden bu tutkumla yüzleşene kadar..Kardeşimle beraber ata binmeye başladık çok da keyifli giderken o attan düştü ve ciddi şekilde bileğini kırdı...Ve tekrar bir ara girdi..Çok uzun zamandır atlardan yine uzağım...
İkincisine gelince çok şanslı bir çocukluk geçirdim ben deniz kenarında büyüdüm diyebilirim..bütün gün sudan çıkmaz yaz sonlarında zenci kıvamında dönerdim hep kışlık eve..Ama şimdilerde pek mümkün olmuyor..zaman kısıtlı, tatiller yetmiyor:(
Sevgililer gününde sevgiliyle bir kaçamak yapalım dedik ve İstanbul'a 1 saat uzaklıktaki Woodyland'e gittik..Gerçekten de inanılmaz bir yer...Kışları çok zorluk çekiyorum..Denizi ve deniz kenarlarını çok özlüyorum ben.. Gece dalgaların sesiyle uyumayı, kıyıda yürümeyi, tertemiz deniz havasını koklamayı nasıl özlemişim, nasıl iyi geldi..anlatamam!
Şimdiyse iki tutkumu birleştirmek nihai hedefim,deniz kenarında bir ev ve de kendime ait bir at!Neden olmasın?Ben hayalini kurmaya başladım bile...Herşey sevgiliyle girdiğimiz bir tavla iddiasıyla başladı.. Kaybeden kazananı Srilanka'ya götürecekti ve nasıl olduysa ben kazandım:)Biraz zarlar yardım etti kabul!Derken fikir gelişti Maldivler Srilanka'ya uçakla 1 saatmiş canım..oraya kadar gitmişken Maldivler'e de uğranır..Maldivler'e de gitmişken dönülür mü yahu derken...Biz başladık Maldivler'de yaşama hayalleri kurmaya..orda kendi evimizi yapmaktan,köpeklerimize kadar...aaa bii de benım atım:)Bu arada sevgilinin tutkusu da balıklar!Yanı balık tutmak!Orda kendine ait birkaç teknesi oldu mu bir güzel turlar düzenler turistlere..Ben de kendi evimin altında kendi yoga stüdyomu açarım..Demeyın keyfimize..Bakalım neler olacak! Henüz ilk gidişi dahi yapmadık ama hayal etmek yapmanın yarısı demişler di mi? Yaşanacak güzel şeyler varsa gitmeli yaşamaya, en azından denemeye..Kaybedecek ne var ki? Hem dünyanın heryeri bize ev değil mi?

11 Ocak 2010 Pazartesi

sen hep burda kal melek!


Bir melek geldi kondu omzuma..
Karlı gecelerime sıcacık bir nefes...
Önce korktum, şeytanda bir melekti ve bende onlardan çok vardı..
Bir rüzgar diledim, kendimden başka herşey uçsun,savrulsun diye..
Uzaktan uzaktan baktım, uçup gider yoluna elbet dedim..
Yine de gitmedi, bekledi beni, orda... sıkılmadan, yorulmadan.
Elimi uzattım nihayet, kollarım ağırlaşmış, omuzlarımdan kalbime uzanan bir buz dağı, kaskatı...
Sonra ılık ılık bir his içerden dışarıya taştı, taştı, taştıkça çözüldüm..
Çözüldükçe koyverdim akışa...aşka...
Sen hep burda kal melek!