15 Ekim 2009 Perşembe

Büyüdükçe çocuk olmak!


Yoganın bana neler kattığını düşünüyorum da... Saymakla bitmez sanırım...Bir kere çok büyük bir özgüven, kaynağını başkalarından almayan, nasıl göründüğünle değil nasıl yaşamayı seçtiğinle ilgili! Bizzat kendin karar verebilmekle ilgili! Dün taze başladığım yepyeni bir ders beni öyle etkiledi ki! Derse gittiğimde bi baktım öğrencilerim yabancı!nasıl yani oldum önce ingilizce mi ders yapacağım..daha önce hiç olmadı bu...Benım ilk dilim fransızca..dolayısıyla ıngılızce benım ıçim hep arkadan geldi...Üvey evlat oldu:) Sonra bir baktım çok sevdiğim yogada ilerleyebilmek için çok ama çok gerekli ve birşeyler yapmalıyım...Başladım ingilizce yoga kitapları getirtmeye..Dvdler izlemeye...Sıra geldı hindistana ve sonrasında shiva ile çalışabilmek için amerika yolculuğuna..Kalk kızım dedım kursa gidiyorsun ve açılıyorsun!Hem de hemen!Amerika'ya gittiğimde artık herşeyi anlayacak durumdaydım ama konuşmak için özgüvenimin açılması o kadar kolay olmadı ilk başta..Ama motıvasyonum büyüktü...amacım belli!Ve işte dün o derse girdiğimde farkettim ki çok büyük bir kalıbı kırma zamanı!İngilizce konuşma zamanı! Kelimeler benım bile şaşırdığım bir şekilde su gibi aktı..hiç sıkılmadan stres yapmadan. Her yoga dersi aslında yepyeni bir mücadele, deneyim ve keşif değil mi zaten? İlla asanalar bazında düşünmemeli...Bir kez daha kalıbımdan çıkardı beni yolumda bir adım ileri attı çok sevdiğim yogam! Bundan sonrası zaten gelir...:)

Hayat çok güzel! Her şeye rağmen!Küçük şeylerden mutlu olabilmek! Sevindiğin gibi üzülebilmek! Birşeyler kötü gitmeye başladığında genelde hayıflanırız ve yıkılırız oysa o da bir tattir..Tıpkı sevmediğimiz bir yemeğin tadını bilmek gibi...Ya hiç tat alamasaydık?

Ben çok uzun bir süre bunu yaşadım...İnsanlara, sevdiklerime duyarsızlaştım..Sevmeyi sevilmeyi unuttum..Sevdim sandım, yanıldım...Buz kesildim her yeni insanda... Kendimi suçladım durdum geçmiş hatalarımdan..Annemi suçladım durdum ona çok ama çok benzediğimden, aynı hataları yapıp durduğumdan...Ona bile kinlendim içten içe..Kendimle barışana kadar onla da barışamadım...yapamadım...Şimdi yine tat almak çok ama çok güzel! Yıllar önce çok sevdiğim ve bana çok şey öğreten biri bana şöyle demişti kendi aşık olduğu kadından bahsederken "Bizim kelimelere ihtiyacımız yok, yanyana saatlerce arabada yol alıyoruz bazen...bazen bir kahvede oturuyoruz...enerjılerimiz bir zaten, bu bize yetiyor..yormuyor..Şimdi çok iyi anlıyorum onu ben...5 yıl sonra yaşamak nasipmiş bunu..napalım..İyi ki anlatmış!...

Galiba insanlar büyüdükçe çocuklaşıyor!İşte gerçek olgunluk da bu zaten! Çok ciddiyim!Büyüdükçe çocuklaşın ne olur! Olgun olucam diye, birilerine ders vericem diye, daha kişilikli ve saygın görünücem diye kendinizden uzaklaşmayın..egonuzu bırakın yerlerde sürünsün...Bu tadı bi alsın bakın bir daha şişmek istiyor mu? Hırsın kime ne faydası olmuş ki? Çocukları bilirsiniz..bişeye kızarlar önce..2 dakika sonra ise bi bakmışsınız gülücüklerle koştururlar sanki az önce yaygarayı başkası koparmış gibi...Anı yaşamayı en güzel onlar başarıyor gıpta ediyorum! Yine sevgiyle bakıyorlar gözlerinize sizi olduğunuz gibi kabulleniyorlar. Sen çok şişmansın diyebiliyorlar aniden içlerinden geldiği gibi...yalan pohpohları, kandırmacaları seçmeden...Tabi ki demiyorum ki heryeşe haklı gibi bakıp kendinizi ezdirin..kalbinizi dinleyin ve onu içgüdülerinizle birleştirin...Tıpkı ateşe dokunmamanız gibi...Elinizi ateşe uzatırsınız ve bu ilkse önce bir eliniz yanar..ikincisinde ise sadece ısınacak kadar uzatmayı öğrenmişinizdir artık..Bir kez elinizin yanması ömürboyu ateşten uzak kalmanızı ya da nefret etmenizi gerektirmez değil mi? Yumuşak olun su gibi akıcı olun, girdiğiniz kalıplar değiştiğinde siz de beraber akabilecek gibi...işte o zaman kalp de yumuşar, sevgi öyle bir akar öyle bir taşar ki hiç bir kalıba sığmaz, sınır tanımaz olursunuz! Sınırlarımızı esnetelim, ıslatalım biraz...Hadi!Aaaa bi de bi de aşkı bulduğunuzda onu hiç ama hiç bırakmayın olur mu? O sizi bırakmak istese bile...sonu hep iyi biten fimler gibidir aşk..sonu yoktur çünkü birgün kelimeler sussa da... kalpleriniz açıksa!

25 Haziran 2009 Perşembe

Benliğimin tatlı rüzgarları...

Kendinizi hiç çaresiz hissettiniz mi? Gerçekten çaresiz? Çıkış yok gibi...
Bitti herşeyin sonu gibi... Bu bana pek sık olmaz kendı çapımda güçlüyümdür...inançlıyımdır...Ama işte bazen oluyor...
Sebebi önemli diil yani yazamayacağım kadar kötü...İşte ben böyle hissederken çaresiz ve üzgün..tam anlamıyla dipte...dostlar da yetmeyince kendi kendime kaldığımda..(eh napsın onlarda 7-24 yanımda olamazlar ya..yazık)aklıma benım dünyalar tatlısı hocam geldi...Sesi kalbimde..enerji fışkıran masmavı delici gözleri gözümün önünde...
Dedim ki içimden "Shiva, şu an benım yerimde olsan sen ne yapardın ?
Oturup kendını harap edip,bitti mi derdin..yoksa bir yol bulur muydun mutlaka?"
Birlikte geçirdiğimiz o çok kıymetli derslerden birini anımsadım...günlerce süren 9 saatlik yogalardan sonra kaslarım esnek ve açık olması gerekırken tam tersı kaskatıydı...Bacaklarımın arkası kısalmış gibi...en basıt asanalar bile eziyet olmuş...vücut tepki veriyor adeta yeter mehveş yeterrr!Ama zihnim rahat..orada onunla olmaktan o kadar mutluyum kı bedenımın verdığı tepki umrumda dııl...asanalarda nasıl gözüktüğümde...Hiç bitmemesini istediğim bir rüyadayım sanki..Ona teslim olmuşum..ne derse desın ne yapmamı soylerse soylesın bana zarar vermeyeceğini biliyorum..o yuzden hıc tereddut etmeden devam ediyorum derse...
Birden hadi herkes ayağa diyor...Şimdi birlikte dans edeceğiz! Ne nasıl yani?Yoga sınıfında mı?(Sınırlı zihin birkez daha konuştu)90 kişilik sınıfta her ülkeden insan var...Shiva'nın i-podunda ise o kadar çeşitli bir müzik arşivi...Hepimiz için her ülkeye özel parçalar...şarkılar...
90 kişi hepimiz birbirimiz için dans ediyoruz...Yerı geliyor halay çekiyoruz, sirtaki yapıyoruz, ellerimizle hayali davullara vurup kabile oluyoruz, hayvanları taklit edip doğa oluyoruz... Bir yandan yumuşak ama emın sesiyle konuşuyor Shiva.."ellerini kaldır gökyüzüne dokun...prana yükselıyor...hafıfçe çömel avuçlar yere doğru apana ayaklarından yerin derinliklerine akıyor..."Derken samana vayu ve aman tanrım ben ben değilim nasıl dans ediyorum böyle...dans etmiyorum uçuyorum...Bedenım acıldıkça açılıyor merkezden genışliyor, ışıldıyor..vyana vayu buymuş demek! Tantranın öğrettiği embodying the flow buymuş demek! Gözlerimden yaşlar süzülüyor...kendimi hiç olmadığım kadar sınırsız ve özgür hissediyorum o an! Sınırlarım erimiş...Sağıma soluma bakıyorum tüm gözler yaşlı...Tek değilim! Yorgun hiç değilim! Shiva'ya bakıyorum aradan bizi izliyor,mutlu ve doymuş bir ifadesi var..gözgöze geliyoruz...gülümsüyorum tüm minnettarlığımla... alıyor...

Birden geri geliyorum üzüntüme ve sıkıntılı dakıkalarıma bugüne...Benım değerli hocam olsa ne yapardı..cevap kalbımde zaten!Bır kez almışım ışığı ben ondan nasıl unuturum?Nasıl koyveririm artık?Vermem!

21 Haziran 2009 Pazar

Bugün benim doğumgünüm!

Dostlarım tahmınımden azmış ne yazar, öz olsunlar!
Saf olduğumu söylerler hep kızardım, sanırım haklılar...artık daha akıllı olma zamanı!
Koca bır sayfa hiç kapamadığım kapatamadığım bugün kapandı..
Oyle huzurluyum kı...Özgürleştim ondan...kendımden...kuş gibiyim hafıfım...
Benı bekleyen bır sınav daha var sımdılerde...cok kotu birileri birşeyler yapmaya çalışıyor..aklım ermedı...ama ustesınden geleceğım...onların içine iyilik diliyorum sadece...iyilik gelsin de uzak dursunlar...kendı işlerine dalsınlar benı rahat bıraksınlar...Kımse için kötü düşünmek fayda vermyor insana...kin, nefret aynı tarz enerjılerı bıze gerı yansıtır sadece...İşte bu yüzden benı çok ama çok üzen tanımadığım bu insanlar her ne yapmaya çalıştıysa allahım yardım et bana içlerine iyilik ver! Hayatımdan uzak olsunlar! Ki gerçek dostlar zaten benımle!
İçimi dökmeye ihtiyacım vardı yazdım...Bır de düşüncelerimi somutlaştırmaya....Daha fazlasını anlatmak istemıyorum...Rahatladım...İyiyim...
Dedim ya 21 hazıran 2009 bugün benım 2. doğumgünüm!

18 Haziran 2009 Perşembe

nefes


The radıance sutras/The vijnana bhairava tantra'dan minik sevdiğim bir alıntı...




The breath flows in and just as it turns


To flow out, there is a flash of pure joy-


LİFE İS RENEWED.


Awaken into that.




As the breath is released and flows out,


There is a pulse as it turns to flow in.


In that turn, YOU ARE EMPTY.


Enter that emptiness as the source of all life.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

Geri Dönüş...

Evıme dondum...Bırkac hafta da ınsan evını bu kadar ozler mı yahu? Ustelık de bu kadar dolu dolu gecen gunlere rağmen...Olabılıyor demek kı..soooole sıcacık dusumu alıp, odamda uzanmayı ne kadar da ozlemısım...annemle türk kahvesı içip fallaşmayı hehe...






Bu benım Amerıka'ya ılk gidişimdi... Tek kelimeyle bayıldım...


Kafamı kaşıyacak vakıt bulamadığım 2 dakka oturamadığım bır yolculuk....


Sonunda yorgunluktan egzama olmuşum yahu:(neyse bu da gecer...değdı doğrusu...




Once Newyork'ta Yoga Journal'ın Conference'ına katıldık ...Kım mı ben Hıkmet, annişi, Munevver abla, İpek ve Neslış:)
















Allahım dunyanın en muthıs hocaları bır mekanda...kımle ıstersen çalışabılıyorsun...secmek oyle zor oldu kı...Sharon ve Davıd'le Jıvamuktı çalışmak...MCM yogı eşliğinde Hınt destanlarını, yoga sutraları Rap_Kırtan duzenlemerıyle dınlemek ve tabı cosup dans etmek...(bu arada kendısı emsalı gorulmemıs bır yakısıklı:)...Rodney Lee ıle twıstlerın ve kök çakranın köklerıne ınmek...Davıd Swenson ıle ashtangayı yaşamak...(duruşlar ıcın verdıgı bırbırınden değerlı ıpucları ıle tazelenmek)... Krıshna Das'tan bızzat KIRTAN dınlemek...Herşey ama herşey tek kelımeyle harıkaydı...Newyork Hılton yıkılıyordu desem yerıdır herhalde!








Ve sonraaaa sıraa Boston'un bıraz dışındakı o mınık cennete KRIPALU'ya geldı...





Hayatımın en buyulu en ozel tatılıydı dıyebılırım...


Çok ama çok sevdiğim dostlarımla gittiğim bu cennet mekanda,
bir melekle tanıştım ben...

Öyle bır melek kı o bir ömür boyu ruhumda açtığı kapıyı unutamayacağım...

Öyle bır melek kı dilerim yolunu ve öğretisini hiç ama hiç bırakmayacağım...

öyle bir melek kı inisiasyonun ve Tantra'nın ne olduğunu öyle törenlerle hokus pokuslarla değil bizzat kalbimde hissettiren...

O anlattı... ben ağladım,

O söyledi... ben taa derinde yaşadım,

O hisset dedi, prana şaha kalktı, kah fışkırdı, kah alçaldı, bazı bazı yükseldı...ve sonra sakinleşti ve tatlı tatlı bir esti ki...,

O yolu gösterdi, ben ben olmayı bıraktı...Odanın içinde, dostların içinde, yoganın içinde, hocanın içinde bütünleşti, eridi...

Teşekkurler Shiva Rea! Tesekkurler Tanrım!
Bızı buluşturdun ve teşekkürler Hikmet beni de götürdüğün için:)

Kripalu günleri anlatmakla bitmez, yolun yorgunluğunu hala atamadım bugün geldım daha, malum zaman tersıne dönüveriyor...Ama mutlaka anlatacağım...EN kısa zamanda...


















1 Mayıs 2009 Cuma

Herşey çok daha güzel olacak!

1.gün...
Heyecanla içeri giriyorum... Karnım ne tok ne aç... Tanımadığım bir sürü yepyeni yüz...İçtenlikle herkes birbirini selamlıyor...Hımmm kendime bir yer bulmalıyım oturmak için...En ön çok mu iddialı olur? En arkada da hocayı duymak zor... ortaların ortası en iyisi galiba:) Hoca içeri girerken kalbim gümbür gümbür az sonra öğreneceklerimin gizemi ve merakıyla yerine sığmıyor adeta... Az sonra birlikte terleyeceğim, birlikte sızlanıp söyleneceğim insanlarla, zorlansam da bazı bazı çok ama çok mutlu hissedeceğim çünkü her defasında kendime bir kez daha yaklaşacağım dakikalar başlıyor..Zamanı unuttuğum...5 saatin 5 dakika gibi geldiği anlar...
2.gün
Şimdiden herkes bir aile gibi ...yine içten bir gülümseme ile karşılanıyorsunuz ama bu kez içinde garip bir samimiyet var sanki evvelsi gün 5 saati değil 5 koca yılı birlikte geçirmişsiniz...Ne kadar terli olursa olsun size dokunmasından, ders boyunca kaçamak bakışlarla sizi izlemesinden hiç rahatsız olmadığınız dostlarla çevrilisiniz...Herkesin niyeti, enerji odağı aynı, frekanslar tıpatıp aynı...:)
.....
Ben her gittiğim eğitimde yeni bir hocayla yeni birşey paylaştığımda bu hissiyatlarla içeri giriyorum ne garip..garip ama harika...İçeri kadın erkek, genç yaşlı değişik zamanlarda değişik insanlar girer size birşey öğretmek için ve konuştukça büyürler adeta, az önce içinizden hımm çok da ufak tefekmiş diye geçirdiğiniz bir yoga hocası anlatmaya, size sorular sormaya başladıkça devleşir adeta...O küçüçük insan dünyaları sığdırmış içine diye düşünürsünüz hayran hayran...
Ve etraftaki onlarca yabancı, önce çekinerek yanlarına oturduğunuz ve eğitimin sonunda yıllarca görmeyecek olsanız bile bir sonraki karşılaşma da "heyy sen de burdasın" dıye sevinerek kucaklaşacağınız dostlar edinirsiniz her defasında... İşte böyle birşey yoga dostlukları, paylaşımları... Bırakın yıllar yılı süren dersleri, kısacık bir paylaşım ve buluşma bile nasıl da gerçekten uyumlu olmayı, anda olmayı, birlikte olmayı, paylaşmanın, dinlemenin, sevmenin, uzakken yakın hissetmenin, yakınken kendinle bir ve bütün, odaklı olmanın güzelliğini yaşatır size..
Ben yine gidiyorum işte böyle bir güzelliği yaşamaya...
Uzun zamandır hazırlandığım bir programın "teacher training"ini almaya...
Bir yanım çok ama çok mutlu... bir yanımsa hüzünlü bu kez...
Babamın hasta olduğunu öğreneli bir hafta oldu... Onu böyle bırakıp gidecek olmak canımı çok sıkıyor aslında ...İlahi yasaların önüne geçilmiyor tabi herşey her zaman mutlu şen geçmiyor hayatta... Hem gidip döneceğim ama kalbimin yarısı bu kez burda kalacak sanırım...
Ama endişeli ve mutsuz olmayacağım iyi dileklerimle ve dualarımla hep onun yanında olacağım! Aksi halde ne kadar dibe vurursanız hayatınıza çektiğiniz olaylar da bunu destekler... Bunu çok iyi biliyorum bu yüzden ne zaman dibe vursam kendi kendimi elimden geldiğince telkinle yükseltirim dışardan biri neler söylediğimi duysa delirdiğime kanaat getirir herhalde diye düşünürüm hep:)vıdı vıdı konuşurum ben böyle zamanlarda kendimle...yorulunca da anlarım...Bu kez tek bir kişiye ihtiyaç duydum kelimelerimin yetmediği bir anda... Ona sadece kocaman sarılmak istedim... Söyleyemedim... :))

15 Nisan 2009 Çarşamba

Çocuklarla yogaaaa!




Çocuklara bayılıyorummmm! Onlarla yogayı yaşamak sanırım bana verilmiş en güzel armağanlardan biri:)Beni bu yola teşvik ettikleri ve paylaştıkları güzel bilgiler için çok sevdiğim arkadaşım Beste Dolanay'a ve Neslişime (Neslihan İskit) hep minnettar olacağım...



Bundan 4 yıl önce başlayan Starbucks buluşmaları, toplantılar, heyecanlı konuşmalar, şarkılar, Enka dersleri derken bir de baktım çocuklarla yoga hayatımın bir parçası olmuş... Hem de beni çok mutlu eden, enerjimi yükselten, saflaştıran bir parça...









Çocuklar ne verirsen onu emmeye hazır bir sünger gibiler bu yüzden de onlarla ders yapmak hem çok keyifli hem de çok büyük bir sorumluluk... Bazen bir duruş öğretmek için gidersiniz kararlısınızdır ama ders öyle bir gelişir ki duruş aklınıza bile gelmez...Uçar gider... Dersin içeriği o anda yenıden şekıllenir..Sevgi dolu bir saatin sonunda çocuklar size öğretir anda kalmayı, anı yaşamayı... Onların anlatacak o kadar çoook şeyi vardır ki hiç bitmez...Ben her dersin başında lotus duruşunda beni bekleyen miniklerime sorarım...Haftanız nasıl geçti, bana anlatmak, paylaşmak istediğiniz yeni birşey var mı? Bugüne kadar susan, sessiz kalan hiç olmadı:)Bu kısacık ders öncesi sohbetinin onları ne kadar rahatlattığını ve enerjilerini ne kadar dengelediğine inanamazsınız. İçindekileri rahatça boşalttıktan, gülüşüp, bağırdıktan sonra konsantre olmaya, duruşlara, gevşemeye çok daha hazır oluyorlar gerçekten de! Yine de dediğim gibi iki duruş eksik yapmışlar, biraz gürültü yapmışlar önemli değil! Önemli olan ordan ayrıldığımda her birinin zihninde, kalbinde ne olduğu? Geriye ne kaldığı?

Bir adım daha kendini sevmeye ve tanımaya yaklaşan özgür çocuklar mı yoksa şişt piştlerle susturulmuş, sabit olmaya zorlanmış robotlar mı?




Evet derslerim bazen gürültülü geçebiliyor kabul ama benim yüreğim ilk şıktan yana...:))








"Bir çocuğa verebileceğin en güzel hediye, ona kim olduğunu anlamasını öğretmektir"

Mirra Alfassa

2 Nisan 2009 Perşembe

Hayal etmek!Hem de doyasıya!


Şu sıralar çok duyduğum bi cümle var arkadaşlarım arasında...ve
hiç mi hiç sevemediğim
bi cümle bu...
Bi "Beklentısız ol, mutlu ol!"
tutturmuşlar gidiyor...
Anlamadım ki nasıl bir iş bu?

Yeni bir ilişkiye başlıyolar ilk dedikleri...
"Bu sefer farklı olsun istiyorum hiç bişi beklemicem", yeni bir işe başlıyorlar ...
"Gittiği yere kadar beklemiyorum çok bişi"...

Nasıl yahu nasıl? Bi derdimi anlatıyorum "Eh ben sana demedım mı beklentısız ol dıye, ıyı sonuçlanırsa ne ala yok olmazsa sen de üzülmezsin diye"...

Arkadaşlar ne oluyor size, bize?

Ben beklemek istiyorum banane!! Beklicem! Ben hayal kurmak istiyorum!

Banane varsın gerçekleşmesin! Gece yatağıma girdiğimde tatlı tatlı düşüneceğim bir gelecek, kendimi mutlu hissettiğim hayali evim, ordan oraya zıpladığım tatillerim olmazsa ben n'aparım?Ya olmazsa üzülürüm korkusuyla hayat geçer mi yahu? Bastırılmış hayallerle?

Siz evrenden istemedikçe, istemeyi bir suç, güvensizlik gibi gördükçe

evren size n'apsın ne versin?

Herşeyden önce kendine güven çok önemli ve hayattan ne istediğini bilmek!

Ne istediğini biliyorsan ister ilişkilerinde ister işinde başına gelecekler bi yere kadar etkiler seni ve belki üzebilir çünkü istediğini alamayabilirsin karşındakilerden doğru

ama ya alamazsam diye kendi isteklerini hayallerini hiçe saymak çok daha

büyük bir kayıp bence... O insanı ve durumu gerıde bırakabilmeyi bilmeli insan

yıllar sonra kendini bulamamaktansa...

Her neyse ne diyordum..banane ben şımarıcam işte şımarık bi çocuk gibi istiycem kalbımdekılerı:)Oldukları zaman ağlıcam sevinçten, zıplıcam, gülücem, hemen en yakın arklarımı arayıp anlatıcam bı nefeste...:))Ha hayallerım benı yarı yolda mı bıraktı ağlıcam, kızıcam önce tutturucam, soora gülücem yine kendime... aaaa bi de bakmışım başka bi hayalin peşindeyim zaten...

1 Nisan 2009 Çarşamba

OM MANİ PADME HUM...


Dün benim doğumgünümdü:))Coook guzel gecti...Bütün gün telefonum hiç durmadı...

Meğer ne çok dostum ne çok sevenım varmış...İyi ki doğmuşum dedim gerçekten de...

Güzel bir bahar gününde çok güzel dileklerle girdim yeni yaşıma:)

Bu yıl çok güzel şeyler bekliyorum hayattan, her anlamda!!

Eh madem dogumgünüm ben de kendime bir hediye yapıym dedim ve doooğru Danny'ye gittim:)Kendime bu yıl bir dövme hediye ettim kısaca (: "om manı padme hum" yazan bi dövme..

Danny'nın elı gercekten de çok hafıf ve hızlı bu konuda ona müteşekkırım ancak sectiğim yerin hassaslığından olsa gerek bu sefer ki pek acıdı..Tabı gıkımı cıkarmadım, sonuçta kendi seçimim üstelik de süsüm için:)

Aslında ben yıllaar önce yazdıracaktım bu mantrayı çok çok severım kendısını ama son anda vazgecıp yerıne bır lotus çiçeği yaptırmıştım o zaman...Sebebı de kendımı hazır hıssetmeyişimdi..

Om mani padme hum çok güçlü bir mantradır ve onu taşımak da biraz cesaret ister bence...Yaşadığın her şeyde dengede kalmanı söyler bu mantra. Tıpkı sapı çamurda olmasına rağmen yaprak kısmı asla kirlenmeyen lotus çiçeği gibi... Başına iyi ve kötü ne gelirse gelsin lotusun içindeki mücevher gibi hep temiz ve bilge kal der bu güzel mantra...

Ben kendimi düşündüğüm de görüyorum ki bu yıl gerçekten zorlu bir yıl oldu benım için...

İşimi ve çok sevdiğim birini geride bırakmak zorunda kaldım... İki büyük kararı ve dönüm noktasını aynı anda göğüslemek zorunda kaldım kısaca...Ve ewet zaman zaman ikilemler yaşadım, acaba dedim...Ağladım, güldüm, kızdım, hırslandım, özledim ama sonunda dengemi buldum işte...Çok sevdiğim dostlarım hep yanımdaydı özellikle de Derya kuzusu:)Yakında benı bırakıp gidecek gerçi o ve hiç belli etmiyorum ama çok özlicem onu...Neyse sonuçta o da mutluluğu için yapacak bunu:)

Tüm bunların üstüne şimdi sıra madalyonun diğer tarafında diye umuyorum...Şimdi başıma gelecek çooook güzel deneyımlere hazırım..onların kıymetını bilip dengede kalabilecek şekilde yaşamaya da:)İşte bu yüzden mantramın bana uğur ve denge getireceğini biliyorum...

17 Mart 2009 Salı

"Yüreğimdeki mühür
kalbim kırılmadan
çözülebilir mi?"

HALİL CİBRAN

15 Mart 2009 Pazar

"Satya" ,"Sita", "Bir ders günü" ve "Doğru sözlü olmak"



Bazen ders aralarımda, ben yogacı kurye şeklinde ordan oraya dolanırken birkaç saatlik boşluklarım oluyor... Bu boşluklarda en büyük keyfim en yakın D&R'a uğrayıp kitap bakmak oluyor genelde:)Yıne böyle bir günde kalabalık raflarda, OSHO'nun "Stresli insanlar için günlük yaşama uygun meditasyonlar" adlı kitabı takıldı gözüme ve hemen aldım(ewet adı bayagı bı uzun hehe).

Ve tabii bir nefeste bitirdiğim bu kitaptaki meditasyonlardan birini denemeye karar verdim...

Konu "doğru" sözlü olmakla ilgiliydi. Bir hafta boyunca hiç yalan söylemek yok yanii.. Aman canım ne var sanki ben yalancı biri diilim ki diyor insan ilk başta fakat iş uygulamaya gelince gördüm ki hiçte o kadar kolay diilmiş bu doğru sözlü olmak işi:(

Meğer ne kadar gereksiz "küçük" dediğimiz yalanlarla geçiyormuş günler... Bahaneler, geçiştirmeler, kendini haklı çıkarmalar derken..kısaca o küçük küçük yalanlar üstüste toplanınca ben büyük bir yalancı oluverdım birden:(

Gerçekten kendimden çok utandım...Şimdi meditasyonum devam ediyor ve ben zihnim her yalan söylemeye yöneldiğinde önce bir susuyorum ve birkez daha tartıyorum sözümü... Ve pıttt diye doğruyu yumurtluyorum, ağzına geleni hiç saklamadan olduğu gibi söyleyen çocuklar gibi... Sizinle buluşmak isteyen arkadaşınıza hiç bahane uydurmadan ve kırmadan"Bugün canım hiçbirşey yapmak istemiyor" ya da ne biliym, derse geç kalınca bahane olarak çok trafik vardı demek yerine "Bı türk kahvesi içmeden çıkamadım evden" demenın hafifliğini ve rahatlığını size anlatamam!Ve biliyor musunuz gitgide doğru sözlü olmak daha kolay hale geliyor..Bir süre sonra pratık alışkanlığa gidiyor yanii. (Eh tersi nasıl olduysa bu da olur tabı)

Tabi yine de doğru sözlü olmak demek kırıcı olmak demek olmamalı hiç birzaman...

Değerli üstat Patanjali'nin yoga sutralarındaki yamalardan biri olan "Satya" yani doğruluk ilkesi özü ve sözü bir olmayı içerdiği gibi diğer bir ilke olan "ahimsa" yani şiddetsizlikle de ters düşmemeli değil mi? Yani söylediğimiz sözler doğru bile olsa bir başkasının canını yakıyorsa ve kırıyorsa hiç söylenmemeli bence... Ne yalan ne doğru susmak en doğru çözüm olabiliyor böyle zamanlarda...Ben şu anda ikisi arasındaki dengeyi yeniden keşfediyorum...O yüzden şimdilerde çocuk gibiyim pat diye söyleme aşamasında yani...Yakında ılerleme kaydedeceğime inanıyorum:)Yani hem doğru hem de hoş sözlü olmak için:))

Hint Destanlarından Ramayana'da doğru sözlü olma erdemliliğine bir gönderme yapılır...Beni çok etkilemişti, paylaşmazsam olmaz...

"Ramayana destanının baş kahramanlarından, Tanrı Vişnu'nun bedenlenmelerinden biri olan Rama, kralın oğludur. Ergenlik çağına gelince doğruluğu ve iyiliğiyle bilinen Sita ile evlenir. Ne var ki Srilanka kralının kız kardeşi de Rama'ya göz dikmiştir ve onu elde edemeyince Sita'yı kaçırmaya karar verir. Sita, Srilanka'ya kaçırılınca Rama, onu kurtarması için Maymun Tanrı Hanuman'dan yardım ister. Hanuman, Sita'nın tutsak tutulduğu yere gider fakat düşman askerlerin saldırısına uğrar ve kuyruğu alev alev yanmaya başlar. İşte tam bu sırada çok üzülen Sita, askerlere ateşin hemen sönmesini istediğini söyler. Ve gerçekten de Hanuman'ın kuyruğundaki ateş bir anda söner. Denir ki doğru sözlülüğü ile bilinen Sita o kadar dürüst ve şeffaftır ki ağzından çıkan her söz de yanlızca gerçeği yansıtır ve gerçek olur."

Kalpteki iyi niyet sözcüklerin gücüyle birleştiğinde ne kadar da etkili olabiliyor değil mi?

Her sözünüzün Sita'nınki gibi olması dileğiyle...

10 Mart 2009 Salı

Parmağımı yaktım ama değdi, hem annem de çok sevdi:)


Bugün canım yemek yapmak istedi...ki bu gerçekten çok ender olur...:)napıymmm ben öyle pek yemek seçmem, evde ne pişmişse yerim, pişmemişse de yemem...Sorun olmaz yani...
Çok basit ama bir o kadar da lezzetli bir pilav geldi aklıma. Hem de sağlıklı...çünkü içinde booolcaaa mantar var.
Ben et yerıne mantar kullanmayı seviyorum tabıı kı aynı sey dııl ama et yemeği çok fazla tercih etmiyorum.. Eh pilavda tek basına olmaz kı canım yanında bisi ister.Oyleysee gelsın mantarlarrr...

Küpküp soğanları sıvıyağ, seker ve tuzla tencerede rengı yerine gelene kadar çeviriyoruzz.

Sonra yuvarlak yuvarlak dılımlenmis mantarları (ben abarttım bıraz 400 gr.), bıkac kırmızı ve çarliston biberi de doğrayıp karısıma attık mı tamammm!

(Buraya dıkkat!!)Mantarlar suyunu çekene kadar pişmeli yoksa sonra çiğ kalabiliyor... Tam şu noktada suyunu çeken mantarlara karabiber, kırmızı biber, tuz, köri ve biraz da tarçın ekliyoruz..

EH baska bir kapta ıslanmış bekleyen 2 kupa pirinci de yıkayıp tencereye koyuyoruz veee 2 kupa kadar sıcak su eklıyoruz. Fokurdayınca altını kısıp suyu çekene kadar kısık ateşte pişiriyoruz. Bıraz demlendıkten sonra işteee hazırrr!!

Yaparken parmağımı yaktım buharda, şu sıcak tencereyi açıp açıp içindekiler ne alemdeler diye bakma huyum yüzünden hep...Ama olsun değdi, nefis oldu, annem de sevdi:)

8 Mart 2009 Pazar

Hatta bazen uzak kalıp özlemek...

Yoga yolunda ilerlemek için elbette asanalar çok ama çok önemli... Asanalar yani duruşlar zihnimizi, nefesimize ve bedenimize odaklamamızı sağlar. Ve kendimizin farkına varmamızı... Her yeni duruş yepyeni bir "challenge"dır aslında... İşin hoş yanı bu durum herkeste farklı şekilde tezahür eder. Kimisi denge duruşlarında zorlanırken, kimisi ters duruşlardan kaçar..Ya da ne biliym herhangi bir öne esneme duruşu bile bazen bacaklarda ve sırtta öyle büyük bir gerginliğe yol açar ki duruşta sabitliği korumak için gerçekten çok kararlı olmak gerekebilir... Hayatta da böyle değil mi zaten? Başımıza gelen olaylara nasıl cevap verdiğimiz, olaylara ve zamana göre değişmez mi? İşte bu noktada YOGA bize dengeli bir tutuma ulaşmak için nasıl bir yol izleyeceğimiz konusunda ışık tutar. Her bir ders fiziksel hareketlerin yapıldığı kendimizi gevşemiş ve iyi hissettiğimiz saatlerin çok ötesindedir aslında...Biz farkında olsak da olmasak da ertesi günümüze, hayatımıza işlemiştir bile...
Yogayla ilk tanıştığım yıllarda ben bir asana bağımlısı haline gelmiştim... Ne tezat ama? Özgürleşmek, değişimi ve uyumu yakalamak için ilerlediğimi sanırken bir baktım alıştığım program ve asana saatlerimi bir şekilde atlarsam kı bu çok ender oluyordu zaten korkunç bir suçluluk duygusu kemiriyordu içimi... Mutsuz oluyordum, her nerdeysem eve dönmek, asanalarımla başbaşa kalmak istiyordum... Ve derken belimde bir problem oldu... Doktordan gelen kesın emırse tam bır bomba etkısı yapmıştı...1 ay boyunca yoga yasak...Neeee 1 ay asana yok mu? Onun verdığı fizik terapi hareketlerinin dışına kesinlikle çıkmamalıydım...Ufff elimde MR'ım üzgün üzgün ayrıldım hastaneden...
Sonrası ıse malum 1 ay çabucak geldi geçti aslında ve evet itiraf ediyorum arada küçük asana kaçamakları yapmadım diil:))
Geriye dönüp bu komık bağımlılığımı düşündüğümde görüyorum ki hayatta da böyle biriydim ben o sıralar (belki de pekçoğumuz gibi)... Birşeylere tutunup sımsıkı sarılmak, bızı mutlu eden şeylere yapışmak hoşumuza gidiyor. Ilışkilerde bile böyle değil mi? Sonra da onlardan kopmayı gerektiğinde uzak kalmayı öğreniyoruz bi şekilde...İstemesek de hayat öğretiyor...
Kendimi izlediğim, incelediğim, keşfettiğim ve hayatla uyumlandığım saatler, yogalı saatler yol gösteriyor çogu kez...
Şimdilerde daha esneğim kendime küçük atlamalarda daha olumlu ve anlayışlı:)
Hatta bazen uzak kalıp yenıden özlemek hoşuma bile gidiyor...

25 Şubat 2009 Çarşamba

"yogalaska"


Heehe o da ne olee? Yok yok yenı bı yoga cesıdı uydurmadım:) Yanı belkı bıgun ...Şımdı biriktiriyorum, gunun bırınde elbet sentez zamanı gelecek!!EEE ne o zaman bu yogalaska? Ya da tabırı caızse tam da öğrencimin ağzından çıktığı şekliyle "alaska yoga"...

Geçen haftalardan bırınde malum kıştayız, dolayısıyla buzzz gıbı bir günde biz yeşilköy grubumuzla kendı bulduğumuz sitedeki kapalı mekanda çalışırken ve popişlerimiz donarken benım tatlılar tatlısı avusturyalı öğrencim Susi kendini tutamadı ve "alaskaaaaa yoga dıye bağırdı ortaya:) Herkesi bı gülme tuttu tabi...

Her ne kadar bir ufomuz ve arçelık mini ısıtıcımız olsa da derin gevşeme de

ve dersın başında üşümemek elde diil:)Haklı kadıncağız yani:)

Bu sıcacık an ve gülüşmeler beni yine aynı şartlarda geçen yogayla ilk tanıştığım günlerime götürdü... İlk hocam...Göztepe'deki yoga evimiz ve ilk yoga günlerim... Evim karşıda olmasına rağmen hiç üşenmeden sevgiyle ve hiç bitmeyen tükenmeyen bir hevesle ve disiplinle giderdim o eve ben...Bundan tam 8 yıl once heyyy ne çok zaman olmuş yahu... Müstakil olduğu ve eski olduğu için çok zor ısınırdı bizim minik aşram... Sınıfın en miniği de bendim:)Hatırlıyorum da herkes kalorifer yanında kenarlarda bi yer tutmaya çalışırdı:) Kışın derse başlayana kadar yün şapkamla hatta paltomla beklediğimi bilirim... Ama tüm bunların ne önemi vardı ki...Biz orda çok sevdiğimiz yogamızla tek yürek ve tek nefes olurduk ya bize yeterdi, içimiz sıcacıktı hep:)

Şimdi bugünlerde kendi sınıfımda yine aynı duyguyu yaşayabilmek ve yaşatmak, ne olursa olsun dersimden güler yüzle çıkan sevecen insanlarla yogayı paylaşmak beni çok ama çok mutlu ediyor:) O zamanlar aklımda yoga hocası olmak bu yola baş koymak hiç ama hiç yoktu doğrusu...(Onunda ayrı bir hıkayesi vardır birgün anlatırım belki...)

Sizi çok seviyorum benim alaskayogilerim:)
aaa bu arada ben yıne uzaklara gidiyorummm heyyooo yıne öğrenci olmaya yine öğrenmeye:)HEYYOOOO...AZ KALDIII.....

22 Şubat 2009 Pazar

Temiz oda, temiz karma!


Evlerimize hiç baktık mı? Hayır şööle adamakıllı dıkkatlıce bır baktık mı ? Ne kadar çok ve gereksız eşyayı biriktiririz hiç farkettık mı? Şu annemın genclığınden kalma, aaa şunu en yakın arkadaşım dogumgunumde almıştı derken odamız hatta evimiz depoya dönüverir yıllar içinde! Üstelık de kullanılmayan eşyalar deposuna! VE tüm bu eşyalar kullanmadığımız halde zihnimizde bir bağımlılık halı yaratır, evimizde ve hayatımızdaysa gereksız bır yer meşguliyet tabıı!

Ben diyorum kı bugün hayatımızda bir değişiklik yapalım ve bu değişikliğe yatak odamızdan başlayalım! Biriktirdiğiniz birçok anıdan ve fazlalıktan kurtulmaya, özgürleşmeye hazır mısınız?Öyleyse odanıza gırın veee her bı köşesıne dıkkatlıce bakın! Gereksız neler var? Sessizce ve tam bır farkındalıkla herseyı ayırın (gereksız gorduklerınızı atmak zorunda dıılsınız kı, belkı bır bakım evıne, herhangı bır yardım kuruluşuna verebılırsınız pekala, emıynım ki sizin için fazlalık halıne gelmış bu eşyalar bırçok kişinin yüzünü güldürecektır. Tıpkı elınıze ilk gectiklerinde size olduğu gibi:)

Ayırma işi bitince sıra odamızı temızlemeye gelsın:)Ewet her ne kadar sıkıcı gıbı gözükse de unutmayalım kı yaşadığımız mekan ne kadar temız ve ferah olursa ruh halımız de o kadar rahat ve huzurlu olacaktır.

Ben bugün büyük temızlığe odamdan başladım ve başlarken şöle niyet ettim, zıhnımı kurcalayan ve benı ılerlemekten alıkoyan bırçok anımı da bu temızlıkle gerıde bırakıyorum... Ve hayatımda yepyenı tertemız bır sayfa ıstıyorum! Ve de aşk! (Bu sefer odamı temızlemekle kalmadım bırçok büyük eşyamında yerını değiştirmek geldı içimden, yatagımla komıdınımı zar zor ıttırdım ve yenı şeklıyle odam KOCAMANNNN oldu!

Odamda ve hayatımda hatta yüreğimde yenılıklere, yepyenı deneyımlere kocaman bır yer açtım kısaca! Siz de deneyın! Gerçekten çok rahatlatıyor...

14 Şubat 2009 Cumartesi

Kımılerı ıçın sevgisizler günü oldu bugün!

Bugün sevgililer günü! Ne olmuş yani ben anlamadım...
Bırçok arkadaşım kendini kötü hissetti bugün:(Insan bı sevgili, mutlu bir aşk istiyorsa ve buna özlem duyuyorsa hergün bu hissiyatla yaşar.
Yanı böyle saçma ve ticari bir günde birdenbire dertlenmez ki! Ya da dertlenmemelı:)
Bugün benım için diğer günlerimden farksız geçti.. Ders verdim, yemek yedim, kitap okudum, araştırma yaptım ne bılıym yahu bır an bile durup üzülmek gelmedı aklıma...
Ben de istemez mıyım kalbım yıne heyecanla çarpsın, seveyim, sevileyim! Ama sanırım herşeyin bir zamanı var... Bu aralar kalbim boş... Kırık dallara tutunmak istemiyorum artık...
Kolay dııl bır ılışkıyı yürütmek... Gerçekten emek istiyor, fedakarlık, sevgi istiyor... Sanırım yorgunum...Yenıden sevmek ve sevılmek zoruma gidiyor...Kırgınlıklarım, güvensizliklerim var... Bunlardan arınmak içinse zamana ihtiyacım var! Zaman beni hiç yarı yolda bırakmadı...Seviyorum zamana bırakmayı...En azından ona güvenım var! Ama şunu da çok iyi biliyorum ki doğru an ve kişi geldiğinde tüm engeller, bloklar kalkıyor bir anda...Su gibi akıyorsunuz birlikte, birbirinize...
Yarım saat sonra bugün bitiyor, bir sevgililer günü daha bitiyor işte...
Sevgilisi olmayıp bugün üzülen arkadaşlarım... Şimdi kalbinizde kocaman bir yer açın ve bugun hissettiğiniz hüznü aklınızda bir yere yerleştirin madem kı onu hıssettınız barı bir işe yarasın değil mi... Beklediğiniz aşk size geldiğinde bugünü hatırlayın ve sevdiğinizin kıymetini bilin, birgün yanınızdan uçup gidebileceğini unutmayın, her yenı gün aynı heyecanla, aşkla bakın ona!
Çünkü o mutlaka gelecek!!!