24 Aralık 2008 Çarşamba

Bu Noel kalbimdeki en uzağa, en kısa zamanda gitmeyi diliyorum!



İçim bir garip... Uzaklara çook uzaklara gıdesım, yollara düşesim var...


Benim garip bi huyum var ne olursa olsun bı yere gıtmıssem ya da gitmeyi secmıssem baska seyler gerıde kalıyor o süre için... Tazelenıyorum bı sekılde...

Hıc unutmuyorum Hindistan'a gideceğim günün sabahı patronum benı cagırıp ( o zamanlar ajansta calısıyodum) "Mehves senın burda mutlu olmadıgını düşünüyorum, bak sen sımdı uzaklara da gıdıyosun, gıt ve orda bı dusun, napcan, ne ıstıyosun" dediğinde önce bayagı bır canım sıkılmıştı. tamam demiştim kendime döndüğümde bu kapı bana kapanıyor... Gıtmesem mı?

Sonra bıraktım kendımı akışa... Ve yola çıktım... Orda ne ajans ne de baska bısı aklıma bıle gelmedı..Tabı bunda ac kaldıım gunlerın, sıcağın da etkısı olmadı dııl... Insan oralarda kendı derdıne dusuyo hanı:) Geri döndüğümdeyse ewet yüzleşmem gereken bı patronum vardı yıne... Yüzleştim de:) Yıne de gitmek ıyı geliyor ınsana, uzaklaşmak... Hanı şu mutluluğu ya da ne bılıym çözümleri uzaklarda arama laflarına o kadar da hak vermıyorum artık...

Uzaklar bazılarımıza iyi geliyor gercekten... Çözümler bız zıhnımızdekılerı tam da terkettiğimizde gelmez mi bazen?
Bu NOEL, kalbimdeki uzağa, en kısa zamanda gitmeyi diliyorum!!!

2 Aralık 2008 Salı

Bıraktım...


Bugün güçlü olmayı

beni buna itenlere bıraktım...

Bugün zayıf ve çaresiz hissetmenin tadını çıkardım...

Uzun zamandan beri ilk kez.
Bugün en güçlü olmayan ama en huzurlu halimle...

Kendimle barıştım...

30 Kasım 2008 Pazar

Kader saatim...


Bu sabah uyandığımda canım sıkkın, yüzüm neşesiz, kalbim soğuktu biraz...

Once hafif bir kahvaltı yaptım hafif ama keyifli ,anneyle yapılan bir pazar kahvaltısı ..

Baktm hala yeterınce ben ben değilim... Serdim matımı yere... Kafamda binbir düşünce...

Ayaklar paralel, beden gevşek ve rahat, omuzlar rahat... Olmuyor kafamda aynı anda iki ses konuşuyor içimdeki hoca ve öğrenci aynı anda bır seyler soyluyor... Gözlerimi açtım karşıdaki aynadan kendime baktım... ne ayaklar paralel ne de omuzlar rahat. Omuzlar basbayagı kulaklarıma yapısmıs:) Vazgecmek yok... bakalm bu calısma nelerı cıkartacak ortaya, gergınlıgımın temelı ne? Neden tepkılıyım bu kadar?

Devam...eweeet bı kez gevsedıkten sonra gerısı daha rahat ve akıcı...

Çalışmamın sonuna doğru eka pada raja kapotasana( tek ayak kral güvercin duruşu) ile bir meditasyon harıka olur dıye dusundum... Sağ ve sol olmak üzere her iki tarafa da duruşu tamamlarken saatimi kurdum bu kez... her iki tarafa da 7 'şer dakıka ayırarak...
Sevgili Iyengar Hoca'nın da dediği gibi her duruş kendi içinde aslında bir meditasyon değil mi zaten? 1. aşamada duruşu alırız, 2. aşamada artık beden sabitlenir ve konsantrasyon başlar, 3. aşamada ise hem tek noktaya konsantre olur hem de bütüne aynı anda bakarız yani tüm bedene... VE tüm bedeni gevşeterek yere, yer çekimine doğru bırakırız kendimizi. Bu en basit haliyle bir TESLİMİYETTİR aslında... Saat kurmak bu noktada yapay gibi gözükse de benim hoşuma gidiyor sürekli acaba ne kadar oldu dıye düşüneceğime kendimi dışardan bi kuvvete teslim etmiş oluyorm.
Tıpkı kadere teslımıyet gibi...
Zamanı gelince olması gereken olacak zaten...
Bacaklar ve kalça uyuşmaya başladığında zihin de huzursuzlanmaya, kıpırda, pozisyon değiştir komutuyla rahatsız etmeye başladığında.. İşte bu noktada vereceğiniz yanıt meditasyonunuzun temelini oluşturuyor aslında... Sakince durup hissin ve sesin geçmesini bekler ve onu dışardan bir gözlemci gibi izlerseniz az sonra her şey bir anda toz bulutu gibi yok olacaktır. Bu bir cevaptır, farkındalıklı bir cevap... Eğer cevap değilde bir etki-tepki oluşturursanız bu durumda hareket edersiniz ve zihin galip gelmiş olur... Yine de demotıve olacak bır sey yok... Bu bir yarısma değil ve herzaman baştan başlama şansımız var. Bu sefer hazır değilsek. Bır daha kı sefere neden olmasn?
Ayagımdaki uyuşma hissi yerini tatlı bir gevşemeye bıraktığında ve saatim çaldığında hafif bir gülümsemeyle doğruldm... Zihnimdeki sorulara cevap aramaya son verdim o noktada...
Ve sağ ayagımı gerıp kendime doğru çektiğimde, bu sabah ve dün gece kafamı kurcalayan ve beni üzen her şeyi matın üstünde bırakıp kalktım... Teslim oldum kendimce...
Tıpkı özgürce kanat çırpan bir kral güvercin gibi... Yüzümü bir kez daha güneşe çevirdim, umutla ve sakinlikle...
Teşekkürler yoga:)

31 Ekim 2008 Cuma

Herhangi bir şeyi önemsemek tüm dünyaya hayat getirir! UCHIYAMA ROSHİ

Bu sabah pek de üşengeçtim aslında! Annemin tam evden çıkarken sarfettiği "Mehveş ben öğlene doğru geleceğim istersen bı spagetti yap" cümlesine burun kıvırdım isteksizce... Sanki yapacak bi sürü işim vardı ve ben yemek yaparsam bunlara vakit bulamayacagımı düşünüyordum...
"Benim annem çoook tatlıdır çok da zor bı ınsan! Enerjisi çok yüksek olduğundan sürekli heyecanlı ve yüksek sesle konuşur! Bu durum bazen beni çok yoruyor ama o anne iste! Başka kim günün ortasında ben dışarda ders verirken telefonuma komik ve düşünceli mesajlar atar ki? Birden bı mesaj gelir: "Aksama mantı yaptım!" Mantıya bayılırım!!! Günüm ne kadar yorucu geçmişse geçsin annem beni mutlu etmek için en sevdiğim yemeği yapmış işte! Söylemeden de duramaz, kaç saat öncesinden haber verir hemen! "İşte ben aklıma gelen bu düşüncelerle birden oturduğum yerden fırladım ve doğğğru mutfağa!!!

Annem için nefis bir spagetti yapmaya karar verdim! Ben anlasıldığı üzere çok sık yemek yapmam..:( Ama yaptımmı da gerçekten büyük bir ilgi ve sevgiyle pişiririm o yemeği! Büyük bir heyecanla tavayı çıkardım, soğanları inceciiiik ellerimle doğradım, domatesleeer, biraz şeker, biraz tuz, sarımsakk, pırasaaa, havuç ve sırada kıpkırmızı çarliston biberler! Yetmeeeezzzz! Ordan oraya zıplaya zıplaya koşulur, nerdeydi bu köri??? Ewwwtt körisiz olmaz, kekikkk, biber salçasıı, karabiberr bolca! (Hindistan'a gittikten sonra tüm yemeklere köri koymaya başladım ben benim tüm yemeklerimin tadı aynımıymış neymiş oyle dıyenler var ama gerçekten çok güzel oluyor hele kı mercimek çorbasında mutlaka deneyin!)Ah dolapta hardal ve ketçapta varmış eh hadi siz de gelin sosuma!! :)
Mis gibi kokmaya başladı bile! Eyvah sosa çok daldımm yan tenceredeki makarnayı unuttumm! Bıraz yapışmışşş:( Ama olsun sos o kadar lezzetlı kı emıynım pek çakılmıcak bu durum!
İşte bir cuma öğlenim daha böyle geçtii... Belki dünyanın en değişik yemeği değildi bu altıüstü bir spagetti işte! Ama sevgiyle ve ilgiyle pişti... Annem için pişti!

22 Ekim 2008 Çarşamba

Bir varmış bir yokmuş... Aslında herkesin bi yogası varmış...

Geçen çarşamba her hafta olduğu gibi tatlılar tatlısı çocuklarımın yanına gitmek üzere (yoga-mini dersi vermek için) yola koyuldum... Erenköy'den Üsküdar'a yani. Yolda etrafıma bakınırken düşünmeye başladım... Bu hafta çocuklarıma farklı olarak ne yaptırsam diye? Genellikle önceden bır program hazırlamayı sevmem en azından çocuklarla çalışırken spontan olmayı seviyorum. Hem zaten onlarda öyleler, bi hafta çok sakinken diğer hafta sakinlik perilerini evde unutmuş olabiliyorlar:) Yani siz bir program hazırlasanız da uygulamak mümkün olmayabilir... Zaten Yoga anla bir ve bütün olabilmek, o anın gereğini yaşayıp bununla mutlu olmak değil mi? Herneyse ne diyodum ben? Hıh farklı diyodum... Aklıma birden çok basit ama cici bir fikir geldi! Dersin sonunda benim 4 yaşındaki minik yogi ve yoginilerim dizlerinin üzerinde oturdu ve hepsi kendi yaratacağı ve kendi isim vereceği bir yoga duruşu hayal etti... "Beeen kuzuuuuu", "Beeeeen kuyrukkkk" söylemleri içinde bi heyecan işe koyuldular... Veeee önlerine koyduğum renkli kalemlerle buldukları duruşu çizip sonra da tek tek sınıfa nasıl yapıldığını gösterdiler... Sonuç inanılmazdı... Artık çocuklarla yapacagım dersler için yepyeni duruşlarımız var... Onların minicik ellerinden ve kalplerinden çıkan ve dersi inanılmaz bir neşeye bürüyen duruşlar. Çiçek perisi ve horoz bunlardan yanlızca ikisi...:) Gerçekten de değerli üstat Patanjali'nin dediği gibi dünyada insan sayısı kadar yoga var... Ne de olsa her insanın bir aklı ve her aklın ulaşmak istediği bir hedef var değil mi? Aslında hedef hep aynı, mutlu olmak, yol ne olursa olsun mutlu olmak! Öyleyse kendi mutluluk yolumuzu bulmaya çalışırken belki de bazen çevremizdekilere ve onların izlediği yola bakabilmeliyiz değil mi? Hem de büyük küçük demeden...
Yogamini resimleri çoook yakında!:)

20 Ekim 2008 Pazartesi

Kelebek kalbim!




Oldukça heyecan verici! Blogumun ilk yazısı bu ve kalbım küt küt! Yok yok sebebi bu diil! Sebebi henüz belli de diil:) Ama yakında çıkar ortaya...



Dünden beri içimde bir kıpırtı var. Kalbim kelebek olup uçmak istiyor bi yerlere...





Nereye uçacağını bilmediğinden olsa gerek bir anda sakinleşip geri dönüyor kıpırdandığı yere... Ama her defasında biraz daha yerine sığmayarak!



Sanki aşık olduğum zamanlardaki gibi bir his bu. Sanırım aşk çok yakında!



Delirdi mi bu kız şimdi ortada fol yoksa aşk nasıl olur demeyin! Var... Ben hissediyorum çünkü artık hazırım! Dibine kadar yanlız hissettikten ve kendimle kalmayı sevmeyi başardıktan sonra işte şimdi gerçekten hazırım ve biliyorum ki bir yerlerde de biri benim için hazır!:)



Tıpkı ortak bilinç ilkesinde olduğu gibi! Nasıl mı? Kuantum Düşünce Tekniği adlı bir kitapta okumuştum bunu, diyordu ki tüm insanların her an iletişim halinde olduğu ortak bir alan vardır. İşte biz buna ortak bilinç diyoruz. Hani telefon çalar ve aslında az önce arayan kişiyi düşünmüşüzdür... Ya da ne biliym hepimiz en azından bir kez sevgilimize kalp kalbe karşıymış demişizdir içimiz sıcacık...



Hatta bir grup japon bilim adamı bu konuyla ilgili çoook ilginç bir araştırma yapmış. Japon takım adalarından birinde yaşayan bir grup sevimli maymunu inceliyorlarmış ki günlerden birgün maymunlardan biri patatesini suya düşürmüş ve düşürdüğü patatesin temizlendiğini gören diğer maymunlar da o günden beri patateslerini yıkamaya başlamışlar. Ama asıl ilginç olan aynı anda diğer adalarda bulunan maymunlar da patateslerini suya sokup yıkamaya başlamış.. İşte bir ortak bilinç örneği daha! Ortak bilinçte "ben", "biz"e dönüşüyor kısaca.




Eh bu durum da benim de sevimli maymunumu beklemem hayal değil! Şimdi anladınız mı? Benim maymunum da bir yerlerde benim gibi sevinçle zıplıyodur herhalde... Hehehehe ya da goril mi deseydim... Ewt ben biraz maço seviyorum galiba:)